| Okuma Süresi: 3 Dakika

HIV VİRÜSÜ TAŞIYANIN HUKUKİ SORUMLULUĞU

ST. AV. KÜBRA ÇALIŞKANÖZTÜRK

HIV VİRÜSÜ/ AIDS NEDİR?

Öncelikle belirtmek gerekir ki, HIV (Human Immunodeficiency Virus) doğum, cinsel temas yolu ile, kan nakli ve aynı enjeksiyonun birden fazla kez kullanılması sonucu, vücudun çeşitli dokularına yerleşebilmekte ve zamanla da kişinin otonom bağışıklık sistemini zayıflatarak (beyaz kan hücrelerinin ölümüne neden olarak) kişinin en ufak enfeksiyona maruz kalması sonucunda da ölümüne yol açabilen bir hastalıktır. Halk arasında AIDS olarak bilinir. Günümüzde ise Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre yaklaşık olarak 37 milyon kişinin HIV pozitif olduğu tespit edilmiştir. Fakat bu hastalığın oluşturduğu sonuçların hukuki açıdan ele alınmasının temel nedenini ne yazık ki günümüzde henüz kesin bir tedavisinin olmayışıdır. Dolayısıyla erken tanı ile hastalık kontrol altına alınabilmekte fakat tedavi edilememektedir. Tüm bu bilgiler ışığında, olağan hayat akışı sırasında karşımıza çıkan bazı hukuki problemleri de beraberinde getiren bu hastalık, tüm dünyada hastalığın neticeleri farklı perspektiflerden incelenerek hukuki çıkarımlarda bulunulmuştur.

CEZA HUKUKU BAKIMINDAN HIV BULAŞTIRANIN SORUMLULUĞU

Türkiye’de AIDS vakası ilk kez 1985 yılında tespit edilmiştir. Bu tarihten itibaren Sağlık Bakanlığı, AIDS hastalığını bulaşıcı salgın hastalıklar kapsamına almıştır. Dolayısıyla Dünya Sağlık Örgütü’nün de bilinçlendirme çalışmaları ile birlikte ilk kez idari düzenlemeler yapılmaya başlanılmıştır. Fakat devamında yeni düzenlemelere gidilmemiş, mevcut düzenlemelere ilave olarak çıkarılan genelgeler ile Bakanlık kararları ile yetinilmiştir. Dolayısıyla da hukuki mevzuatın yetersizliği vukuu bulmuş ve kanundaki eksiklikler doktrin görüşler, Yargıtay kararları, hukuki gerekçeler ile telafi edilmeye çalışılmıştır.

Doktrinde tartışılan hukuki sorunlardan en önemlisi HIV virüsünün bulaştırılmasındaki etken durumlardır. Bulaşan virüs neticesi sebebi ile kasten mi bulaştırılmıştır, yoksa sonucun gerçekleşmeyeceği öngörülerek taksirle hareket edilmiştir?

İtalya’da HIV virüsü taşıyan bir fail, eroin satmak isterken polis tarafından yakalanmış ve gözaltına alınmıştır. Fakat gözaltı sırasında üzeri aranılmak istenildiğinde AIDS hastası olduğunun bilinci ile hareket ederek, polis memurunun gözüne doğru kanlı şekilde tükürmüştür. Gerçekleşen bu olay neticesinde polis memuru şikayetçi olmuş, kendisine de test yapılmış ve neyse ki testi negatif çıkmıştır. Fakat test negatif çıkmasına rağmen mahkeme, failin bu eylemi bilerek ve isteyerek yapmış olduğunu ve sonuçlarını da göze aldığını belirterek kast unsurunun oluştuğunu dolayısıyla da eylemi olası kast yani; TCK 21/2 maddesinde belirtildiği üzere, kişi fiili sonucunda kanuni unsurların somut olayda gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen fiili gerçekleştirmiştir. İtalya’da örneğinde de mahkeme, failin tanımı verildiği üzere olası kast ile hareket ettiğini ve polis memurunun ölümüne sebebiyet vermek istediğini belirterek kasten adam öldürmeye teşebbüs suçundan cezalandırmıştır. Dolayısıyla mahkeme failde; davranışının ortaya çıkarabileceği risk faktörünün bilincinde olup olmaması durumunu, rızaen eylemi gerçekleştirip gerçekleştirmediğini ve olası neticenin kabul edilip edilmediği durumlarını göz önüne alarak kanaate varmıştır.

Ülkemizde ise Yargıtay 1.Ceza Dairesi’nin E.2002/3171, K. 2002/3584, T.15.10.2002 kararı gereğince ; evlendiği mağdureye bildiği halde, failin AIDS hastalığını eşinden gizlemesi ve tedbir alma yükümlülüğünü yerine getirmeyerek eşinin de HIV virüsüne maruz kalması sonucu aynı hastalığa yakalanması ve boşanma davası beraberinde açılan ceza davası neticesinde, mahkeme failin, bu durumu bilerek ve isteyerek gerçekleştirip gerçekleştirmemiş olduğu konusu üzerinde durmuş ve bilinçli taksirin varlığı halinde TCK 87/2-a bendinde ‘kasten yaralama fiilinin, kişinin iyileşme olanağı bulunmayan bir hastalığa ya da bitkisel hayata girmesine sebebiyet vermesi durumunda kasten yaralamanın neticesi sebebi ile ağırlaştırılmış halinden cezai işlem uygulanacaktır.’ şeklinde belirtilmiştir.

DEĞERLENDİRME

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 87. Maddesi kapsamında değerlendirilen AIDS hastalığının cezai sorumluluğun doğması açısından failin suçun neticesini istemesi veya öngörmesine rağmen fiilini sürdürmeye devam etmesi bakımında olası kast ve bilinçli taksir eylemleri üzerinden değerlendirilmesi neticesinde cezai sorumluluğu doğmaktadır. Dolayısıyla kanaatimce, failin AIDS hastası olduğunu bilmediği durumda cezai sorumluluğu da doğmayacaktır. Bu durumu anayasal çerçevede de değerlendirildiğimizde ise bireylerin yaşama, manevi ve maddi varlığını koruma ve geliştirme hakkına haiz olduklarını belirtmiş olması ile (Anayasa madde 17) aslında her iki tarafın da kamusal özgürlüğünün korunması yönünde güvenceleri kanun çerçevesinde düzenlenmiştir. Bu durum nezdinde, HIV virüsüne sahip bir birey de bunun sorumluluğunu göze alacak davranışlarda bulunma yükümlülüğüne sahip iken, toplumun da AIDS hastalarının özgürce yaşama ve ayrımcılık gözetilmeksizin her birey kadar eşit haklara sahip oldukları bilincine varılmalıdır.

Dipnot:

Ahmet GÖKÇEN, Murat BALCI (Kasten Yaralama Suçunun Neticesi Sebebiyle Ağırlaştırılmış Halleri)

Ozan Ercan TAŞKIN (Korunma Tedbiri Alınmaksızın gerçekleşen cinsel ilişki yoluyla HIV virüsünün bulaştırılmasında manevi unsurun belirlenmesi)