| Okuma Süresi: 4 Dakika

AYRILIK KARARI

ST. AV. BÜŞRA NUR YİĞİT

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu kapsamında boşanma sebepleri genel ve özel sebepler olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Zina, hayata kast, pek kötü muamele ya da onur kırıcı davranış, küçük düşürücü suç işleme ve haysiyetsiz yaşam sürme, terk ve akıl hastalığı özel nitelikli boşanma sebepleriyken; evlilik birliğinin temelinden sarsılması, eşlerin boşanma konusunda karşılıklı anlaşması, ortak hayatın kurulamaması ve fiili ayrılık genel nitelikli boşanma sebepleridir. Sınırlı sayı ilkesi gereğince Kanun’da sayılan sebeplerin dışında bir sebeple boşanma davası açılamaz.

Boşanma sebeplerinden bir ya da birden fazlasının gerçekleşmesi halinde aile birliğinin yeniden kurulabileceğine dair ihtimal görüldüğü takdirde boşanma yerine ayrılık kararı verilebilir. Ayrılık kararı evlilik birliğindeki ortak yaşama bir süre ara verilmesini sağlar; ancak evlilik birliğini tamamen sonlandırmaz.

Ayrılık Kararı Alma Şartları

Ayrılık kararının verilebilmesi için Kanun’da sayılan boşanma sebeplerinden en az birinin gerçekleşmesi gerekmektedir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 18.02.2013 tarihli, 2013 / 3849 karar ve 2012 / 3023 esas sayılı kararında da belirtildiği üzere, ‘’Boşanma sebebi gerçekleşmemiş ise, ayrılık talebinin de reddine karar verilmelidir.’’

Boşanma sebebinin varlığı halinde ayrılık kararı verilebilmesi için eşler arasındaki ortak yaşamın yeniden kurulacağına dair ihtimal bulunması gerekmektedir. Hâkim takdir yetkisini kullanırken somut olayı dikkate alır ve gerekli incelemelerden sonra eşler arasında ortak hayatın yeniden kurulup kurulamayacağına karar verir.

Ayrılık Davası

Medeni Kanun’un 167.maddesi uyarınca, ‘’Boşanma davası açmaya hakkı olan eş, dilerse boşanma, dilerse ayrılık isteyebilir.’’ Eşlerden birinin isteği üzerine ayrılık davası açılabileceği gibi; açılmış olan boşanma davasında da ortak hayatın yeniden kurulabileceğine dair ihtimal görülürse hâkimin takdiriyle ayrılık kararı verilebilir. Eşlerden biri evlilik birliğinin sona ermesini istemiyor ama ortak hayatın bir süre tatil edilmesini istiyorsa ayrılık davası açabilir. Dava yalnız ayrılığa ilişkinse, boşanmaya karar verilemez.[1]

Boşanma davası sürerken ortak hayatın yeniden kurulabileceğine dair ihtimal gören hâkim re’sen de ayrılık kararını verebilir. Anlaşmalı boşanma ve fiili ayrılık sebepleri için koşullar gerçekleştiği takdirde hâkimin ayrılık kararı verebilme yetkisi yoktur; boşanma kararı vermek zorundadır. Çünkü; anlaşmalı boşanma ve fiili ayrılık durumlarında ortak hayatın bir daha kurulamayacağı kesindir.

Ayrılık Kararının Süresi

Ayrılık kararının süresi Medeni Kanun’un 171. maddesinde düzenlenmiştir ve bir yıldan üç yıla kadardır. Ayrılık kararında ayrılık süresi belirtilir ve süre kararın kesinleştiği tarihten itibaren başlar. Bir yıldan az üç yıldan fazla süre ile ayrılık kararına hükmedilemez.

Ayrılık Süresi Boyunca Tarafların Yükümlülükleri

Ayrılık süresi boyunca evlilik birliği sona ermez ve tarafların evlilik birliğine ilişkin yükümlülükleri devam eder. Ayrılık kararı yalnızca ortak hayata ara verilmesini sağlar. Bu kapsamda eşlerin sadakat ve bakım gibi yükümlülüklerine ara verilmez.

Eşlerden birinin başka bir cinsel ilişkide bulunması sadakat yükümlülüğünü ihlal sayılır ve zina kapsamındadır. Doktrinde sadakat eşlerin birbirine bağlılığı olarak tanımlanır ve evlilik birliği devam ettiği sürece sadakat yükümlülüğü devam eder. Ayrılık süresi boyunca eşler birbirlerine bağlı olmak zorundadır. Eşten başka biriyle olan cinsel ilişkiler soybağını, toplum düzenini ve genel ahlakı zedeler. Ayrılık süresinin sonunda evlilik birliğinin yeniden kurulabilmesi mümkün gözüktüğü için emredici bir hüküm olan sadakat yükümlülüğü ortadan kalkmaz.

Ortak konuttan ayrılmasına karar verilen eş için terk hükümleri uygulanamaz. Terk sebebiyle boşanma davasının açılabilmesi için taraflardan birinin haksız sebeple ortak konutu terk etmiş olması gerekmektedir; ancak hâkim tarafından verilmiş olan ayrılık kararı ortak konuttan ayrılmak için haklı bir sebep oluşturur.

Ayrılık süresinde doğacak çocuklar, eşler arasındaki evlilik birliği devam ettiği için, evlilik birliği içerisinde doğmuş sayılırlar. Medeni Kanun m.182/1 kapsamında, ‘’Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra, ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler.’’ Hâkim, ana ve babayı, çocuk vesayet altında ise vasiyi ve vesayet makamını dinledikten sonra ortak çocukların menfaatini de dikkate alarak, ayrılık süresinde velayetin hangi eşe verileceğine karar verir. Öncelikli olarak dikkat edilen husus çocuğun menfaatidir.

Ortak çocukların bakımına katkıda bulunması amacıyla diğer eş için iştirak nafakasına hükmedilebilir. İştirak nafakası ile çocuğun velayeti kendisine verilmeyen eş mali gücü oranında ortak çocuğun sağlık, eğitim, barınma gibi giderlerine katkı sağlamaktadır. Ek olarak hâkim, çocuğun menfaatlerini ve kişisel gelişimini göz önünde bulundurarak taraflarla kişisel ilişkilerini düzenler. Gerekli gördüğü takdirde, çocuğun diğer eşle kişisel ilişki kurmasını yasaklayabilir ya da çocuğun vesayet altına alınmasına karar verebilir.[2]

Medeni Kanun’un 197. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, ‘’Birlikte yaşamaya ara verilmesi haklı bir sebebe dayanıyorsa hâkim, eşlerden birinin istemi üzerine birinin diğerine yapacağı parasal katkıya, konut ve ev eşyasından yararlanmaya ve eşlerin mallarının yönetimine ilişkin önlemleri alır.’’ Bu kapsamda hâkimin eşlerden biri için tedbir nafakası kararı vermesi mümkündür. Tedbir nafakası ile süreç içerisinde ekonomik zorluğa düşecek eşin yaşam standartlarının bozulmaması amaçlanır. Ek olarak, eşler arasındaki mevcut mal rejimi sözleşmesi de hâkim kararıyla kaldırılabilir. Mevcut mal rejimi sözleşmesinin kaldırılması ile birlikte yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanır.

Ayrılık Kararının Sona Ermesi

Ayrılık süresinin dolmasıyla birlikte ayrılık sona erer. Sona ermeyle birlikte ortak hayatın tekrar kurulup kurulamayacağı önemlidir. Eğer ortak hayat yeniden kurulabilirse evlilik birliği devam edecektir ve ek bir boşanma davasına ihtiyaç duyulmayacaktır. Sürenin bitimiyle ortak hayat yeniden kurulamadığı takdirde eşler Medeni Kanun m.172 kapsamında boşanma davası açabileceklerdir. Boşanma davasında ilk davaya konu olan ve ayrılık süresinde gerçekleşen olaylar dikkate alınır. Ayrılık süresinde yeni bir olayın ve sebebin oluşması durumunda bu sebebe dayanarak da boşanma davası açılabilmektedir.

Ek olarak, eşlerin ayrılık süresi dolmadan ortak hayatlarını yeniden kurmaları da ayrılığı sonlandırır.

Ayrılık Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme

Ayrılık davalarında görevli mahkeme Aile Mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise taraflardan birinin yerleşim yeri ya da davadan önceki son altı ayda birlikte oturdukları yer mahkemesidir.

Kaynakça

Türk Özel Hukuku Cilt 3, Aile Hukuku, Prof. Dr. Mustafa DURAL, Prof. Dr. Tufan ÖĞÜZ, Prof. Dr. Mustafa Alper GÜMÜŞ, Filiz Kitabevi, İstanbul, 2019

Aile Hukukunda Ayrılık, Türk Hukukunda Ayrılık Hükmü Şartları ve Sonuçları, Dr. Ali ÖZTÜRK, Seçkin Yayınları, 2015

Hukuken Ayrılık ve Boşanma, Av. Eda Berat DENİZ, www.lexhukuk.com

Ayrılık Davası ve Şartları, Av. Halil PAŞAYİĞİT, 2019, www.hukukihaber.net

Dipnot:

[1] Türk Medeni Kanunu m.170/2

[2] Türk Özel Hukuku Cilt 3, Aile Hukuku, Prof. Dr. Mustafa DURAL, Prof. Dr. Tufan ÖĞÜZ, Prof. Dr. Mustafa Alper GÜMÜŞ, Filiz Kitabevi, İstanbul, 2019, s.138