| Okuma Süresi: 3 Dakika

YABANCI MAHKEME KARARLARININ TÜRKİYEDE TENFİZİ VE İCRA EDİLMESİ

AV. AYSUN ERSOY

Uluslararası Ticarette ve Uluslararası Hukukta tarafların sözleşme serbesti kabul edilmiştir ve uygulanacak hukuku serbestçe belirleyebileceği kabul edilmiştir.

Devletler yargı egemenliği ve bağımsızlıklarının göstergesi olarak kendi ülkelerinde verilen mahkeme kararlarının hüküm ve sonuç doğurmasını kabul ederler. Türk Hukukunda yukarıda da değindiğimiz üzere Türk Mahkemelerinin yetkisinin münhasır ve kesin olduğu kabul edilmiştir. İcra ve İflas Hukuku devletlerin cebri icra yetkileri altında yer aldığı ve kamu düzenini ilgilendirdiği için başkaca bir devletin bu konudaki müdahalesi Türk Hukukunda da bir çok ülkede olduğu gibi kabul edilmez. Cebri icra, borçların devletin kudret ve yetkisi ile yerine getirilmesidir. Bu nedenle yabancı bir ülkenin mahkemesinin verdiği kararın Türk Mahkemelerince uygulanması, yabancı ülke icra müdürlüğünden yazılacak yazı ile haciz veya satış işleminin yapılması mümkün değildir.

Peki eğer taraflar arasındaki sözleşmeye göre alacaklının ülke hukukun uygulanması sözleşme ile belirlenmişse, alacaklı Türkiye’deki bir şirketten veya kişiden alacağını nasıl alacaktır? Bu sorunun cevabını MÖHUK (Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Kanunu) ve devlet arasında mütekabiliyet anlaşması ile çözümlemek mümkündür.

Ülkesellik ilkesi gereği, Türk kanunları prensip itibarıyla Türkiye sınırları içinde uygulanmaktadır. Ancak artık yabancılık unsuru her ülkede var olduğu gibi Türkiye içinde önemli bir yere sahiptir ve ülkeler arasında nezaket kuralları ile karşılıklı anlaşmalar da ekonomik gerekler nedeniyle zorunlu hale geldiğinden, her ülke gibi Türkiye’de kendi şartlarını oluşturarak yabancı mahkeme kararlarının hangi şartlarla uygulanabileceğini MÖHUK (Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Kanunu) da belirlemiştir.

MÖHUK  kapsamı itibarıyla yabancı unsurlu hukukî ilişkileri düzenler. Gerek ülkesellik gerekse kamu düzeni ilgilendiren hallerde MÖHUK, tarafların sözleşme ve uygulanacak hukuku seçme hakkı olsa, Türk Mahkemelerinin kesin yetkili olduğu ve taraflar başka ülke hukukunu seçmiş olsa bile Türk Hukukunun uygulanacağını veya taraflar arasında sözleşme yapılamayacağını belirlediği kurallar , alanlar, haklar vardır. Bu nedenle MÖHUK’un dikkatle incelenmesi ve hatta uluslararası sözleşme akdedilirken MÖHUK dikkate alınarak hazırlanmasının yabancı şirketler için büyük önemi vardır.

Yabancı Şirket ile Türkiye’de malvarlığı bulunan bir borçlu arasında sözleşme ile uygulanacak hukuk belirlenmiş, Türk Hukuku dışında bir hukuk seçilmiş ve yabancı ülke mahkemesi karar vermiş ise bu durumda kararın Türkiye’de uygulanması için MÖHUK gereği aşağıdaki şartların varlığı aranır:

· Hükmün verildiği yer ile Türkiye arasında mütekabiliyetin bulunacak

· İlamın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya borçlunun itiraz etmesi şartıyla ilamın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı halde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmemiş olması

· Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı olmayacak

· Kararın davalının savunma haklarına riayet edilerek verilmiş olacak

Yabancıların, kendi ülkelerinde aldıkları karar ile Borçlunun Türkiye’de mal varlığına haciz yolu ile tahsil edbilmesi için kararının öncelikle Türk Mahkemelerinde tenfiz edilmesi, tenfiz için  için dava açılması, yabancı mahkeme kararının Türk Mahkemelerinin kararları ile eş değer hale getirildikten sonra kararının İcra Müdürlüklerinde ilamların icrası ve alacağın tahsili yöntemi tahsil edilmesi mümkün olabilecektir.
Yabancı ülke kararlarının Türkiye’de uygulanması için en önemli şart karşılıklılık (mütekabiliyet olması) nedeniyle, Yabancı Şirketlerin Türkiye’de malvarlığı bulunan kişilerle uluslararası ticaret ve sözleşme yaparken uygulanacak hukuku seçerken çok dikkat edilmesi, Türkiye ile anlaşması olmayan ülke hukuku seçilmemesi büyük önem arz etmektedir.

Yaban şirketlerin, Türk Mahkemelerinde Türk Hukuku uygulanarak alacağının tahsilini Türk Devleti’nde sağlamasını isteme hakkı da vardır. Her ülke gibi Türkiye’de kendi mahkemelerini ve kendi hukukunu münhasır ve kesin yetkili kabul etmiştir. Türk Mahkemeleri Şirketlerin uyruğuna göre değil, muamele merkezinin nerde bulunduğuna göre yetkisini belirlemektedir.  Türk Hukuku, borçlunun muamele merkezinin Türkiye olması veya alacak konusu işin ifa yerinin Türkiye olması halinde Türk Mahkemelerinin münhasır yetkili olduğu kabul edilmiştir. Şirketin muamele merkezi Türkiye’de ise Türk Mahkemelerinde dava açılır ve Türk Mahkemeleri Türk Hukukunu uygulayarak yetkili olarak karar vermektedir.

Yabancı şirketlerin Türkiye’deki bir şirketten alacakları olması halinde, alacaklı olan tüzel Kişinin Türkiye’de merkezi veya şubesi olmasa bile Türkiye’de yetkilendireceği avukat aracılığıyla Türk Mahkemelerinde dava açması mümkündür. Yeter ki borçlunun muamele merkezi Türkiye’de bulunsun ve taraflar arasındaki sözleşmeye göre yetkili başka bir ülke olmasın. Bunun anlamı şudur; Türkiye’de kurulu ve muamele merkezi Türkiye’de olan bir tüzel kişi veya gerçek kişi, yabancı bir ülkeden ürün ithalat etmiş veya hizmet almış, ancak bedelini ödememişse, Alacaklı Şirket Türkiye’de icra takibi başlatabilir ve Türk Mahkemelerinden cebri icra (devlet eliyle) alçağının tahsilini talep edebilir.

Yabancı Şirketin Türkiye’de takip açarken dikkat etmesi gereken hususular;

  • Öncelikle borçlu ile aralarında akdedilmiş bir sözleşme var ise bu sözleşmenin Türkçe olması ve sözleşmede takibin hangi ülkede açılacağına ilişkin özel bir madde var mı? Var ise bu ülke Türkiye mi?

Türk Hukukunda özellikle uluslararası alacaklarda, sözleşmenin taraflarının birlikte seçtikleri hukuk var ise o hukuk uygulanır, taraflar seçtikleri hukuka tabi olurlar.

  • Sözleşme ile birlikte sözleşme konusu malın teslim edildiğini veya hizmetin verildiğini gösteren belgelerin icra takibine eklenmesi gerekmektedir. Alacaklının alacağını ve kendi edimini ifa ettiğini ispatlaması kural olduğundan tüm işlemlerin belgeli ve yazılı olmasına kati suretle dikkat edilmelidir.
  • Türk Hukukunda döviz cinsinden olan alacakların döviz olarak takipte istenilmesi mümkün olduğu gibi, döviz alacağının Türkiye Merkez Bankasının yayınladığı günlük Döviz kurlarından takibin yapıldığı tarihteki kur üzerinden Türk Lirasına çevrilerek takip yapılabilmektedir.

Burada mahkemeler alacaklıya seçimlik hak tanımaktadır.

  • Alacağı ispatlayan belgeye göre çeşitli takip şekilleri İcra İflas Kanununda tanımlanmış olup, alacağa karşılık kambiyo senedi niteliğinde (çek-bono-poliçe) belgesi bulunan alacaklılara mahkemelere alacağın %15’i oranında teminat gösterilmesi halinde alacaklıya derhal borçlunun menkul ve gayrimenkul malları üzerinde haciz uygulama hakkı verilmiştir.
  • Borçlunun menkul veya gayrimenkul mallarının haczinde süre ve sıra çok önemli olduğundan alacaklıların Türkiye’de bulunan borçlularına karşı gecikme doğar doğmaz işlemler başlaması alacaklının alacağına kavuşma imkanını artırmaktadır.