| Okuma Süresi: 5 Dakika
|

Orman Vasıflı Arazi Sebebiyle Tapu İptal Tescil Davaları ve Orman Nedeniyle Kamulaştırmasız El Atma İşlemleri

KERİM KOCAMAN AHMET ÇAĞDAŞ KİZİR ÖZGE SELİN YAVUZ
Orman Vasıflı Arazi Sebebiyle Tapu İptal Tescil Davaları ve Orman Nedeniyle Kamulaştırmasız El Atma İşlemleri

MGC Legal ekibinin hazırladığı işbu “Orman Vasıflı Arazi Sebebiyle Tapu İptal Tescil Davaları ve Orman Nedeniyle Kamulaştırmasız El Atma İşlemleri” başlıklı makalesi yayımlandı, okumanıza sunarız.

Temel bir hak olarak mülkiyet hakkı, tartışmalı düşünsel arka planına rağmen, birçok Anayasa ve Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmesi’nde kendisine yer bulmuştur. Nitekim Türkiye Cumhuriyeti Anayasası‘nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı tanınmış ve güvenceye alınmıştır. Anayasal mülkiyet hakkı rejimi, Anayasa madde 35’teki düzenlemeye dayanmaktadır.[1]

XII. Mülkiyet Hakkı, Madde 35 – Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.

Bunula beraber kamu yararı ile mülkiyet hakkından kısmen veya tamamen yoksun bırakılan kişinin hakkı arasında makul, kabul edilebilir, hak ve adalet dengesini sağlayacak bir oranın kurulması asıldır.[2] Nitekim Anayasa Mahkemesinin 1993/8 E., 1993/31 K. sayılı ilamında bu konuya şu şekilde yer verilmiştir:

Mülkiyet hakkının kamulaştırma yolu ile değişikliğe uğratılmasının nedeni kamu yararının karşılanması ihtiyacının malikin mülkiyet hakkının korunması ihtiyacından üstün tutulmasıdır.Kamulaştırma yapıldıktan ve işin niteliği bakımından belli süre geçtikten sonra taşınmazın kamu yararının gerektirdiği yönde kullanılmamaya başlanılmamış olması, kamu yararının zorunlu kıldığı ihtiyacın kalmamış veya gerçekleşmemiş olması hallerinde mülkiyet hakkının korunması prensibinin gözetilmesini engelleyen neden ortadan kalktığından, mülkiyetin tekrar eski malike iadesi suretiyle mülkiyet güvencesi kuralının işlerliğinin sağlanması zorunlu bulunmaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi‘nin 1 No’lu Protokolünün 1. maddesi, mülkiyet hakkını teminat altına almaktadır.[3] Bu madde şu şekildedir:

“Mülkiyetin korunması Her gerçek ya da tüzel kişi, mülkiyetinden/malvarlığından müdahale edilmeksizin yararlanma hakkına sahiptir. Hiç kimse, kamu yararı uyarınca ve yasanın ve uluslararası hukuk genel ilkelerinin öngördüğü koşullara tabi olarak mülkiyetinden yoksun bırakılması hali hariç, mülkiyetinden yoksun bırakılmayacaktır. Ancak yukarıdaki hükümler hiçbir biçimde, bir Devletin, mülkiyetin genel yarara uygun olarak kullanılmasını denetim altına almak ya da vergilerin yahut diğer katkıların/yükümlülüklerin yahut para cezalarının ödenmesini temin etmek üzere gerekli gördüğü nitelikteki yasaları yürürlüğe koyması yetkisine halel getirmeyecektir.”

Ayrıca Türk Medeni Kanunu (TMK) madde 683 gereği bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebilir.

6831 sayılı Orman Kanunu madde 1; “Tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaççık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır.” Bu şekilde düzenlenmiştir. Bir yerin orman olarak belirlenmesi kadastrosunun yapılmasına bağlıdır.

Yargıtay 20 Hukuk Dairesi’nin 28.11.2017 tarihli ve 2016/5870 E., 2017/9986 K. Sayılı; “Mahkemece yapılan yargılama sonunda; davaya konu taşınmazın Devlet ormanı sayılan yerlerden olduğunun ve tarım arazisi olmadığının bilimsel verilere dayalı bilirkişi raporları ile de anlaşılması karşısında davanın reddine..” ilamından da anlaşılacağı üzere; bu alanlar ayrıyeten bilimsel yöntemler ve bilirkişi aracılığıyla belirlenebilir.

Kadastro Nedir?

Bir ülkedeki bütün taşınmaz mülkiyetler için geçerli bir işlem olup bir taşınmazın sınırları, değeri ve hukuki durumunun devlet tarafından tespit edilip kayıt altına alınması işlemine kadastro denir.

Orman Tahdidi Nedir?

Orman tahdidi, sınırlandırma; sınır belirleme çalışmalarını ifade etmektedir. Kamulaştırmada izlenecek yol Kamulaştırma Kanunu madde 7’de şu şekilde belirtilmiştir:

Kamulaştırmayı yapacak idare, kamulaştırma veya kamulaştırma yolu ile üzerinde irtifak hakkı kurulacak taşınmaz malların veya kaynakların sınırını, yüzölçümünü ve cinsini gösterir ölçekli planını yapar veya yaptırır; kamulaştırılan taşınmaz malın sahiplerini, tapu kaydı yoksa zilyetlerini ve bunların adreslerini, tapu, vergi ve nüfus kayıtları üzerinden veya ayrıca haricen yaptıracağı araştırma ile belgelere bağlamak suretiyle tespit ettirir. İlgili vergi dairesi idarenin isteği üzerine taşınmaz mal ve kaynakların vergi beyan ve değerlerini, vergi beyanı bulunmadığı hallerde beyan yerine geçecek takdir edilecek değeri en geç bir ay içerisinde verir. İdare kamulaştırma kararı verdikten sonra kamulaştırmanın tapu siciline şerh verilmesini kamulaştırmaya konu taşınmaz malın kayıtlı bulunduğu tapu idaresine bildirir. Bildirim tarihinden itibaren malik değiştiği takdirde, mülkiyette veya mülkiyetten gayri ayni haklarda meydana gelecek değişiklikleri tapu idaresi kamulaştırmayı yapan idareye bildirmek zorundadır. (Değişik cümle: 24/4/2001 – 4650/2 md.) İdare tarafından, şerh tarihinden itibaren altı ay içinde 10 uncu maddeye göre kamulaştırma bedelinin tespitiyle idare adına tescili isteğinde bulunulduğuna dair mahkemeden alınacak belge tapu idaresine ibraz edilmediği takdirde, bu şerh tapu idaresince resen sicilden silinir.

Kişiler üzerine geçerli olarak tapu kaydı yapılmış taşınmazların sonradan kadastro tespit işlemleri ile orman tahdit sınırlarına dahil edilmesi sonucu kişilerin tapulu taşınmazlarını kullanamaz hale gelmesi ve dolayısıyla Anayasa ile korunan mülkiyet haklarının içinin boşaltılması mülkiyet hakkının ihlali olarak değerlendirilebilecektir.[4]

Kamulaştırmasız El Atma Nedir?

Kamulaştırmasız el atma işlemi; kamulaştırma yetkisine sahip kamu kurum ve kuruluşlarının mahkemeye başvurarak kamulaştırma işlemi bulunmadan, başka şahısların taşınmazlarına bedel ödemeksizin el koymalarıdır. İdarenin bu el atma işlemi tamamen hukuk dışı bir işlem olup haksız niteliktedir.

İdare tarafından kamulaştırma kararını verilmesi akabinde belirli bir yol izlenmek zorundadır. Bu yollardan biri de kamulaştırma kararını takiben tapu kütüğüne şerh konulmasıdır.

Şerhin ne ayni hakkı tesis eden ne de onu tespit eden bir etkisi vardır. O sadece kanun koyucunun atfettiği özel sonuçları tesis eder veya açıklığa kavuşturur.[5]

Türk Medeni Kanunu’nun bu konudaki hükümlerini inceleyecek olursak şöyle sıralayabiliriz:

“2. İyi niyetli üçüncü kişilere karşı, Madde 1023 – Tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka aynî hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur.

  1. İyi niyetli olmayan üçüncü kişilere karşı, Madde 1024 – Bir aynî hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise, bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz. Bağlayıcı olmayan bir hukukî işleme dayanan veya hukukî sebepten yoksun bulunan tescil yolsuzdur. Böyle bir tescil yüzünden aynî hakkı zedelenen kimse, tescilin yolsuz olduğunu iyiniyetli olmayan üçüncü kişilere karşı doğrudan doğruya ileri sürebilir.”

Ayrıca TMK’nın 1007. maddesinde de belirtildiği üzere tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan açıkça devlet sorumlu tutulmuştur.

Bu sorumluluk halinde, diğer sorumluluk türlerinden farklı olarak kurtuluş kanıtı getirme olanağı yoktur çünkü kusursuz ve ağırlaştırılmış objektif sorumluluğa ilişkin kurallar uygulanır.[6]

Hülasa, idarenin hatalı işlemleri sonucu tapulu taşınmazın orman adına tespiti ve kesinleştirilmesine bağlı olarak güven ilkesi uyarınca kişilerin zarara uğramasının sorumlusu devlettir. Bu sorumluluk karşımıza tazminat sorumluluğu olarak çıkacaktır. Devlet, TMK madde 1007’ye göre zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu edecektir. Bu madde devamından anlaşılacağı üzere bu konuya ilişkin davalar tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülecektir.

Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 2014/2688 E., 2014/15821 K. sayılı kararı da yukarıdaki bilgileri destekler niteliktedir:

Mülkiyet hakkı, ancak kamu yararının bulunduğu hallerde sınırlandırılabilir veya tamamen kaldırılabilir. Ne var ki, bu sınırlandırma veya kaldırma gerçekleştirilirken; T.C. Anayasasının 90/5.maddesi ile iç hukukun üstünde sayılan AİHS Hükümleri gereğince AİHM tarafından oluşturulan 30.5.2006 tarih 1262/02 sayılı kararda ifade edildiği üzere; “… bir kişiyi mülkünden yoksun bırakan bir önlemin…”, “kamu yararına meşru bir amaç gütmesi gerektiği…”, bu önlem alınırken “… başvurulan yollar ve gerçekleştirilmesi amaçlanan hedef arasında makul bir oransallık ilişkisi olması gerektiği…”, kişinin “… kişisel ve haddinden fazla yük taşıma zorunda kalması halinde gerekli dengenin kurulamayacağı…” açıktır. Diğer bir anlatımla, kamu yararı ile mülkiyet hakkından kısmen veya tamamen yoksun bırakılan kişinin hakkı arasında makul, kabul edilebilir, hak ve adalet dengesini sağlayacak bir oranın kurulması asıldır. Somut olayda; dava konusu taşınmaz orman olarak sınırlandırılmış, malikin mülkiyet ve tasarruf imkanı ortadan kaldırılmıştır. Nitekim, AİHM de Çetiner ve Yücetürk –Türkiye 22 Eylül 2009 tarih, 24620/04 sayılı kararı ve 23 Mart 2010 tarih, 2150/05 sayılı kararlarında, bir taşınmazın kamu orman arazisi olarak vasıflandırılmasıyla birlikte malikin mülkiyet hakkını kullanmasına yönelik bir müdahalenin olduğunu ve bu vasıflandırmanın söz konusu taşınmazın tasarruf nisabını önemli ölçüde azaltan bir etki oluşturduğunu, malikin arazisinden gerçek anlamıyla istifade edemediğini ve her anlamda mülkiyet hakkının içini boşaltan bir etki yarattığını kabul etmiştir. Davacının taşınmazı orman olarak sınırlandırıldığı ve taşınmazdan yararlanma ve tasarruf etme hakkı kısıtlandığı halde, tapusu davacı üzerinde diye tazminat talebinin reddi, Ek 1 nolu Protokolün 1.maddesi ile AİHS’nin 6. maddesine aykırıdır. Bu nedenle, Orman olarak sınırlandırılan ve tapusu halen davacı üzerinde bulunan taşınmazın eylemli orman alanı olarak kullanılan bölümde kaldığından taşınmaza Orman Genel Müdürlüğü tarafından fiilen el atıldığı ve böylece kamulaştırmasız el atma olgusunun da gerçekleştiği sabit olduğundan bedelinin ödenmesine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.


Kaynakça

  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasası.
  • Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi.
  • 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu.
  • 6831 Sayılı Orman Kanunu.
  • 6203 Sayılı Kamulaştırma Kanunu.
  • Orman Kadastrosu ve 2/B Uygulama Yönetmeliği.
  • Anayasa Mahkemesi 1993/8E., 1993/31K sayılı kararı.
  • Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, 28.11.2017 tarihli ve 2016/5870 E., 2017/9986 K. sayılı ilamı.
  • Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E. 2012/7876, K. 2012/14598 sayılı ilamı.
  • Yargıtay 5. Hukuk Dairesi E. 2014/2688, 2014/15821 K. Sayılı ilamı.

Referanslar

  • [1] Mülkiyet Hakkı Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru El Kitapları Serisi – 6, Doç. Dr. H. Burak Gemalmaz.
  • [2] Orman Tahdit Sınırları İçine Almak Suretiyle Tapulu Taşınmaza Kamulaştırmasız El Atma, Av. Murat TEZCAN – Stj. Av. Sıla KAYACAN.
  • [3] Mülkiyet Hakkı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 1 No’lu Protokolünün 1. Maddesinin uygulanmasına ilişkin kılavuz, Monica Carss-Frisk, insan hakları el kitapları, No. 4.
  • [4] Orman Tahdit Sınırları İçine Almak Suretiyle Tapulu Taşınmaza Kamulaştırmasız El Atma, Av. Murat TEZCAN – Stj. Av. Sıla KAYACAN.
  • [5] ÜNAL Mehmet, Başpınar Veysel, s. 357.
  • [6] Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E. 2012/7876 K. 2012/14598.
× WP