| Okuma Süresi: 4 Dakika

TÜRK HUKUK SİSTEMİNDE VEKÂLET İLİŞKİSİ

ST. AV. ÇAĞLA ECE ATAY

Vekâlet, bir kişinin başka bir kişiyi kendi adına bir vekil olarak hareket etmesi için atadığı ve böylece vekile, müvekkil adına belirli eylemleri veya işlemleri yerine getirmesi için yetki verilmesiyle, vekil ile asıl arasında oluşan karşılıklı ilişki bütünüdür. Yetki veren kişi “asıl” ve asıl adına hareket eden kişi “vekil” dir. Vekâletname, müvekkilin hastalığı veya sakatlığı hâlinde veya mali işlemler için gerekli yasal belgeleri imzalamak için hazır bulunamaması durumlarında sıklıkla kullanılır.

Türk Hukuku’nda, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 9. Bölümü vekâlet ilişkilerini düzenlemektedir. TBK m. 502’ye göre, ” Vekâlet sözleşmesi, vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir“. Vekâlet sözleşmesi karşılıklılık esasına dayanan (synallagmatic) bir ilişki oluşturur. Bu bağlamda, sözleşmenin her iki tarafının da bir yükümlülüğü yerine getirmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Temsilci tarafından yapılan iş ve asıl tarafından ödenen ücret tam bir değişim ilişkisi içindedir.

TÜRK HUKUKU’NA GÖRE VEKÂLET YETKİSİNİN İÇERİĞİ

Vekâlet yetkisinin kapsamı öncelikle vekâlet sözleşmesine göre belirlenir. Sözleşmede hüküm bulunmaması durumunda işin niteliği esas alınacaktır. “Vekâlet, özellikle vekilin üstlendiği işin görülmesi için gerekli hukuki işlemlerin yapılması yetkisini de kapsar.” TBK m.504/2 uyarınca, vekilin vekâlet verenden yetki almadan vekâleti ifa için gerekli her türlü hukuki işlemi yapma hususunda genel temsil yetkisine sahip olduğuna ilişkin kanuni bir karine mevcuttur.[1] Vekâlet veren bu karineyi, ancak temsil yetkisini geri aldığını veya kısıtladığını vekile bildirmek suretiyle ortadan kaldırabilir. Bahsi geçen karineye ilişkin istisnalar TBK m. 504/3 ile HMK m. 74’te düzenlenmiştir. TBK’nın belirtilen hükmüne göre, vekil, özel olarak yetkili kılınmadıkça dava açamaz, sulh olamaz, hakeme başvuramaz, iflas, iflasın ertelenmesi ve konkordato talep edemez, kambiyo taahhüdünde bulunamaz, bağışlama yapamaz, kefil olamaz, taşınmazı devredemez ve bir hak ile sınırlandıramaz. HMK’nın 74. maddesi uyarınca ise, vekilin özel yetkiye sahip olması gereken başka hukuki prosedürler de vardır. Hâkimin reddi, davadan veya kanun yollarından feragat edilmesi, hâkimin fiilleri sebebiyle Devlet aleyhine tazminat davası açılması, alternatif uyuşmazlık çözüm yollarına başvurulması gibi bazı usulî işlemlerin vekil tarafından yapılabilmesi için, vekilin vekâlet verenden özel yetki almasını gerekir.

VEKİLİN TBK HÜKÜMLERİNE GÖRE VEKÂLET SÖZLEŞMESİ KAPSAMINDA YÜKÜMLÜLÜKLERİ VE SORUMLULUĞU

Vekâlet Verenin Talimatlarına Uyma Yükümlülüğü:

Her şeyden önce, bir vekil, sözleşmeye uygun olarak belirlenen iş veya işlemleri yerine getirmelidir. Vekil, bu işlemleri yaparken müvekkilin verdiği emirlere uymak zorundadır.
Vekil, vekâlet verenin açık talimatlarını takip etmekle yükümlüdür, ancak müdürün iznini alma imkânı yoksa vekilin talimattan ayrılması mümkün olabilmektedir. TBK m.505/1 uyarınca, talimattan ayrılmanın mümkün olabilmesi, ancak vekâlet veren durumu biliyor olsaydı aynı izni vermiş olacağının açık olduğu hâller için geçerlidir. Vekil, haksız olarak temsil yetkisinin dışına çıkmak suretiyle talimattan ayrı hareket ederse, sözleşmenin ihlali gerçekleşeceğinden,  bu durumdan kaynaklanan zararları tazmin etmek zorundadır. Vekil, zararı tazmin etmediği takdirde, vekâlet kapsamındaki fiili yerine getirmiş olsa dahi, TBK m.505/2 uyarınca vekâlet borcunu ifa etmiş sayılmaz.

Vekâlet İşini Şahsen Görme Yükümlülüğü:

Vekil, kural olarak vekâlet sözleşmesi bağlamında, fiilleri şahsen yerine getirmekle yükümlüdür. İstisnai durumlarda, vekil, işi başkasına yaptırma yetkisine sahiptir. Bu istisnai durumlardan biri alt vekâlettir. Alt vekâlet, vekilin iş görme edimini başkasına gördürme türlerindendir. Vekilin vekâletten doğan borçlarının ifasını kendi adına yaptığı bir sözleşme ile başkasına devretmesi halinde alt vekâlet sözleşmesinin varlığından söz edilir.[2] Alt vekâletin caiz olduğu üç ana durum mevcuttur. Bunlardan ilki, vekâlet verenin vekile, alt vekâlet verme yetkisini tanıma hâlidir. İkinci olarak, durum, alt vekâleti zorunlu kılmakta ise, örneğin, işin görülmesi uzman yardımını gerektirmekte ise, alt vekâlet söz konusu olabilmektedir. Son olarak, teamülün, özellikle mesleki âdetin alt vekâlet ilişkisini mümkün kılması durumunda, vekil, vekâlet yetkisini alt vekile devredebilmektedir.

TBK m.507 hükmü uyarınca, vekil, yetki kapsamı dışına çıkarak işi başkasına gördürürse, işi gören kişinin yerine getirdiklerini kendisi yapmış gibi sorumlu olur. Ancak, bahsi geçen üç durumun meydana gelmesi söz konusu olursa, yani vekil alt vekâlet ilişkisi kurmaya yetkili sayılırsa, yalnızca alt vekili seçmek ve alt vekile talimat verme hususlarında özen göstermek yükümlülüğü altına girer.

 Vekâleti Özenle İfa Yükümlülüğü:

TBK m.506/2,3 göz önüne alındığında, vekilin üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, özen ve sadakatle görmekle yükümlü olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Bahsi geçen hükümlerde yer alan özen yükümlülüğünün belirlenmesindeki kriter daha çok objektif mahiyet taşımaktadır. Aynı iş sahasında iş gören basiretli, özenli bir vekil özen yükümlülüğünün yerine getirilip getirilmediğinde esas olarak alınmaktadır. Sadakat ve özen yükümlülüklerinin ihlali, sözleşmenin ihlalini beraberinde getirmektedir. Bu nedenle herhangi bir hasar meydana gelirse vekil bundan doğan zararı tazmin etmelidir.

Hesap Verme Yükümlülüğü:

Vekil, gördüğü işler ve yerine getirdiği hizmetler hakkında vekâlet verene bilgi vermek zorundadır. Bahsi geçen bilgi gerçek durumu yansıtmalı, açık, anlaşılır ve ayrıca ayrıntılı olmalıdır. Vekâlet veren istemese dahi vekil, vekâlet ilişkisi kapsamında oluşan her türlü hususta vekâlet vereni bilgilendirmekle yükümlü kılınmıştır. Vekilin bu kapsamda belirtilmesi gereken yükümlülük altına girdiği bir diğer durum da, vekâletle ilişkili olarak aldıklarını vekâlet verene verme gerekliliğidir. Ayrıca vekil, vekâlet verene tesliminde geciktiği paranın faizini de ödemekle yükümlüdür.

Edinilen Hakların Vekâlet Verene Geçişi:

TBK m. 509 hükmü, temsil yetkisini haiz vekilin vekâlet sözleşmesi kapsamında ifa ettiği işlerden doğan alacağın vekâlet verene geçirilmesini düzenlemiştir. , Söze konu hükme göre, vekilin, kendi adına ve vekâlet veren hesabına gördüğü işler sebebiyle doğan alacağı, vekâlet verenin vekile karşı bütün borçlarını yerine getirmesiyle, kendiliğinden vekâlet verene geçer.

Vekâlet sözleşmesi TBK m.502-514 hükümlerinde öngörülmekte olan iş görme borcu doğuran sözleşmelerden biridir. Vekâlet sözleşmesi, vekil ile vekâlet veren arasında kurulan, vekilin vekâlet verenin menfaat ve iradesine uygun olarak belirli bir iş veya işlemi yapmayı borçlandığı, karşılığında da vekâlet verenin ücret ödeme borcu altına girdiği, , hukukun eski dönemlerinden beri uygulana gelmekte olan bir sözleşmedir. Yukarıda, vekâlet sözleşmesinin tanımı, içeriği, özellikleri ve kapsamı ile bir vekilin vekâlet sözleşmesine dayalı yükümlülük ve sorumlulukları kısaca anlatılmaya çalışılmıştır.

[1] EREN Fikret, Borçlar Hukuku Özel Hükümler, Ankara, 2017, p.721

[2] BÖRÜ Ş. P; BÖRÜ L. ‘Alt Vekâlet.’ Türkiye Barolar Birliği Dergisi, vol.0, no.96, 2011, p.17 – 48.