[rt_reading_time label="Okuma Süresi:" postfix="Dakika" postfix_singular="Dakika"]

Tanık Delili Nedir?

Yazarlar: KERİM KOCAMAN, SEZAİ ÖZKAMALI, BUSE KÖKEN
Tanık Delili Nedir?

Türk Hukuk sisteminde, tanık delili, hukuk davalarında en çok tercih edilen delil türüdür. Peki, delil çeşitleri nelerdir? Kesin delil nedir? Takdiri delil nedir? Tanık nedir? Yargıtay kararları uyarınca tanık delili nasıl değerlendirilmiştir? Danıştay kararları uyarınca tanık delili nasıl değerlendirilmiştir? Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda tanık delili nasıl düzenlenmiştir? İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda nasıl düzenlenmiştir? MGC Legal tarafından derlenen makalemizde bu soruların cevaplarını ve daha fazlasını bulabilirsiniz.

Delil Çeşitleri Nelerdir?

Deliller ise kesin delil ve takdiri delil olmak üzere ikiye ayrılmıştır.

Kesin Delil Nedir?

Kesin deliller; hükümlerinin ve sonuçlarının kanunda düzenlendiği ve kanunda bulunan düzenlemede belirtilen şartları taşıyan deliller olup hâkimin kesin deliller üzerinde takdir yetkisi bulunmamaktadır. Kesin deliller; yemin, senet ve kesin hükümdür.

Takdiri Delil Nedir?

Takdiri deliller; koşullarının kanundaki herhangi bir düzenleme ile belirlenmediği deliller olup, bu deliller üzerinde hâkimin takdir yetkisi söz konusu olmaktadır. Takdiri delille ispatı mümkün olan olaylarda ispat aracı niteliğindeki her şey delil olarak kabul edilebilmektedir. Takdiri delil çeşitlerinden tanık delili, kesin bir etkiye sahip olmamakla birlikte hâkimin takdirine bağlı tutulmaktadır.

Tanık Nedir?

Tanık, davada taraflar arasında çekişmeli olan, geçmişte meydana gelmiş olaylar ve durumlarla ilgili sahip olduğu bilgi ve algılarını mahkemeye aktaran kişidir. Bu bağlamda tanık, mutlaka davanın tarafları dışında üçüncü bir kişi olmalıdır. Kural olarak davanın tarafı olamaz, gördüklerini, duyduklarını aktarır, görüşü sorulmaz.

Tanık Delili Nedir?

Delil niteliği taşıyan tanığın kendisi değil, onun beyanıdır. Tanık beyanı, tanığın tanıklık ettiği olayı bilinçli ya da bilinçsiz olarak her zaman tam olarak aktaramamasından dolayı takdiri bir delil niteliği taşımaktadır.

Buna bağlı olarak, Türk hukukunda tanığın maddi ve manevi etkiler yani parasal menfaat, sempati ve nefret gibi hislerin etkisi altında kalarak ya da tanığın taraflardan birinin aile bireyi ya da arkadaşı olarak beyanını aktarması halinde bilinçli; tanığın bir zaman sonra olayı unutması, eksik hatırlaması ya da abartarak yeni öğeler eklemesi durumunda ise bilinçsiz olarak beyanını ifade etmesi söz konusu olmaktadır. Yargıtay da bazı davalar bakımından tanıkların menfaatlerinin bulunduğu ve bunların tanıklıklarının hükme esas alınamayacağı görüşündedir (HGK 19.03.1997, 8/855- 218 (Meriç, s.95, dn.39). Tanıklar duyu organlarıyla, örneğin gözleri veya kulakları ile edindikleri bilgileri aktarırlar. Yoksa bir olayın mânâ ve değeri hakkındaki fikirlerini açıklamazlar (Bilge/ Önen, s.523; Ansay, s.268).

Bir başka deyişle, tanıkların olay bağlamında kişisel görüşleri dikkate alınmaz. Uygulamada, doktor hatasına dayalı açılmış olan tazminat davalarında, davalı doktorun tanıkları, gördükleri ve yaşadıkları durumu mahkemeye aktarırken, mahkeme önüne olayın “her zaman yaşanabileceği veya davalı doktor yerinde olsam ben de aynı şekilde müdahale ederdim” şeklinde görüş bildirmeleri tanıklık kurumu ile bağdaşmamaktadır. Tanığın/tanıkların bu beyanı, taraflı bir şekilde verilmiş bilirkişi görüşüne yaklaşmakta olup dolaylı yoldan da olsa mahkemece bilirkişi olarak atanacak kişilere görüşlerini, davalı doktor lehine baskı altında vermeleri sağlanmaktadır.

Hâkim, tanığın beyanının doğruluğunu tespit için, onu titizlikle sorgulamalı ve çelişkili hususların giderilmesini sağlamalıdır. Hâkim, tanığın ifade ettiği olayların, hayat akışına, düşünce ve tecrübe kurallarına uygun olup olmadığına dikkat etmelidir. Mahkeme kararında neden bazı delillere (tanık ifadelerine) inandığını, neden bazı delillere (tanık ifadelerine) inanmadığını gerekçelendirme kısmında açık bir şekilde belirtmek zorundadır. Tanık ile davanın tarafları arasında, yakınlık veya akrabalık ilişkisinin bulunması, tanık beyanının geçersiz sayılabilmesi için tek başına bir ölçüt olamaz.

İşbu hususta Hukuk Genel Kurulu önüne gelen bir uyuşmazlıkta şu şekilde karar vermiştir:

…28.12.2011 tarihli oturumda davacı tanığı sıfatıyla hazır edilen ve sigortalı aracın sürücüsü olan Çiğdem G.’nin olayın tarafı olduğundan bahisle mahkemece tanık olarak dinlenmemiş olması adı geçen kişinin dosya kapsamı itibariyle olayın tek görgü tanığı durumunda bulunması ve mahkemenin görevinin maddi gerçekliğin ortaya çıkartılması olduğundan, usul ve yasaya uygun görülmemiştir.” (Y. HGK. 11.03.2015, 2013/17-1605 E.–2015/1001 K.)

İşbu hususta Yargıtay 17. Hukuk Dairesi önüne gelen bir uyuşmazlıkta şu şekilde karar vermiştir:

…Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir. Somut olayda, davalı Hüseyin kendisinin yeşil, davacının kırmızı ışıkta geçtiğini savunmuş, bu iddiasının ispatına yönelik olarak kaza sırasında aracında bulunan annesi Bedriye A’u tanık olarak bildirmiştir. Ancak mahkemece bu kişinin davacının yakını olduğu ve bilirkişi raporları alındığı gerekçesiyle tanık olarak dinlenilmemesi doğru olmamış, davalının savunma hakkı kısıtlanmıştır. Eksik inceleme ile karar verilemez.” (Y. 17. HD. 23.10.2013, 13566/14161 sayılı Kararı)

Tanık beyanı tek başına bir delil olamayacağı gibi başka deliller ile desteklenmesi gerekmektedir.

İşbu hususta Yargıtay 8. Hukuk Dairesi önüne gelen bir uyuşmazlıkta şu şekilde karar vermiştir:

…Mahkemece, aracın bedelinin davacı-davalının annesi tarafından ödenerek alınması ve bedelsiz olarak davalıya devredilmesi nedeniyle davacı-davalının kişisel malı olduğundan davanın reddine karar verilmiş ise de dosya kapsamından anne ve davacı-davalı arasında yapılan devre ilişkin olarak yeterli araştırma yapılmadan sadece tanık beyanları ile yetinilerek hüküm tesis edildiği anlaşılmaktadır. Davacı taraf, aracın devredilmesinden önce davalının annesinin SGK borcunun ödendiğini ve aracın bu şekilde devrinin sağlandığını ileri sürmüş ve delil listesinde de bu hususu belirtmiştir. Mahkemece yapılması gereken, iddia edildiği şekilde yapılan bir ödeme varsa aracın devrinin bağış olamayacağının ve dolayısıyla davacı lehine katılma alacağı hakkı doğacağından, davanın taraflarınca davacı-davalı Emel’in annesinin SGK borcunun olup olmadığı, var ise borcun aracın alındığı tarihlerde kapatılıp kapatılmadığının tespiti için varsa ödeme kayıtlarının ilgili kurumlardan temin edilerek araştırma yapılması, sonrasında tüm delillerle birlikte değerlendirerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik araştırma ve inceleme ile hüküm tesisi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.” (Y. 8. HD. 03.05.2016, 2015/18789 E.–2016/8167 K.)

Uygulama açısından bir davada tanığın verdiği bir beyan diğer dava dosyasının kapsamına uygun olmak kaydıyla delil değerini kazanabilir.

İşbu hususta Yargıtay 8. Hukuk Dairesi önüne gelen bir uyuşmazlıkta şu şekilde karar vermiştir:

…Toplanan delilerden ve tüm dosya kapsamından; dava konusu 2056 ada 20 parsel sayılı taşınmazın 2010 yılında yapılan 2/B çalışmasıyla Hazine adına orman dışına çıkarıldığı, beyanlar hanesindeki zilyetlik şerhine itiraz edilmesi nedeniyle işlemin henüz kesinleşmediği ve tapu kaydının oluşmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece bozma kararına uyulmuş ise de; TMK’nın 981 vd. maddeleri uyarınca tarafların gösterdiği delillere göre tahkikatın yürütülüp tamamlanması ve gerçekleşecek sonuca göre karar verilmesi gerekirken, taraflarca bildirilen deliller toplanmadan dosya kapsamına uymayan Beykoz 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2009/1450 Esas-2011/175 Karar sayılı dosyasındaki tanık beyanlarına ve Beykoz 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2012/153 Esas-2013/328 Karar sayılı dosyasına dayanılarak hüküm kurulması doğru olmamıştır.” (Y. 8. HD. 29.02.2016, 2014/19190 E.–2016/3572 K.)

Kişi Kendi Davasında Tanıklık Yapabilir mi?

Tarafların kendi davalarında tanıklık etmeleri mümkün değildir.

Taraf Vekili Tanıklık Yapabilir mi?

Buna karşılık taraf vekillerinin tanıklık yapabilmesi Yargıtay kararlarında belirtildiği üzere avukatların hem vekil hem tanık olabileceğine hükmetmektedir.

İşbu hususta Yargıtay Genel Kurulu önüne gelen bir uyuşmazlıkta şu şekilde karar vermiştir:

Davalı-karşı davacı tarafından sunulan tanık listesinde davalı-karşı davacının aynı zamanda vekili olan şahsın da tanık olarak gösterildiği, tanıkların dinlenecekleri vakıa hakkında bir sınırlama yapılmadığı, mahkemece bozma öncesi duruşmada bu tanığın dinlenmesi talebinin reddedildiği görülmüştür. Avukat vekaleten takip etmekte olduğu bir davada taraflara oranla üçüncü kişi konumunda olduğundan görevi nedeniyle öğrendiği hususlar dışında tanıklık etmek zorunda olup, tanık olarak dinlenmesinde yasal engel bulunmamaktadır.” (Yargıtay Genel Hukuk Kurulu 2020/475 K. Sayılı kararında)

Tanık deliline başvurulabilen haller sınırlıdır. HMK 200 vd. maddelerinde düzenlenen senetle ispat zorunluluğu kuralı tanık deliline başvurulabilecek halleri oldukça kısıtlamıştır. Bunun yanında bu kuralın istisnalarının varlığı halinde tanık delilinden yararlanılabilir. HMK’ nın 200. Maddesine göre 2022 yılı için, bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri altı bin altı yüz kırk Türk Lirasını (6.640,00 TL) geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktarı veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle altı bin altı yüz kırk Türk Lirasından (6.640,00 TL) aşağı düşse bile senetsiz ispat olunmaz. Ancak senetle ispatı gereken hususlarda birinci fıkradaki düzenleme hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati hâlinde tanık dinlenebilecektir.

Yukarıda yazılan tutar hukuki işlemin tamamı üzerinden değerlendirilir. Bu tutarın üzerindeki hukuki işlemler kısmi davaya konu edilse dahi tanıkla ispat edilemez. Örneğin 100.000 TL’lik bir alacağın 4.000TL’si bakımından kısmi bir dava açıp bu dava tanıkla ispat edilemez.

İşbu hususta Yargıtay 13. Hukuk Dairesi önüne gelen bir uyuşmazlıkta şu şekilde karar vermiştir:

Dava, alacak istemine ilişkindir. Dava, niteliği itibariyle kısmi dava niteliğindedir. Alacaklı, alacağının tümü için dava açmak zorunda olmayıp, alacağının şimdilik belli bir bölümünü dava konusu yapabilir. Ancak alacaklının böyle bir kısmi dava açması halinde de, alacağın tümü için açılan davalarda olduğu gibi talep edilebilecek alacak miktarının tam de kesin olarak belirlenmesi zorunludur. Dava konusu olayda mahkemece kısmi dava niteliğinde olsa da davacının talep edebileceği miktarının tam ve tereddüte yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi, bundan sonra taleple bağlı kalınarak alacağın dava konusu yapılan bölümü ile ilgili hüküm kurulması gerekirken talep edilebilinecek tazminat miktarı tam ve kesin olarak belirlenmeden yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.” (Y13 HD. K. 2019 /12878)

Tekrar etmek gerekirse, senetle ispat zorunluluğunun istisnasını oluşturan hallerde; hukuki işlemler tanıkla ispat edilebilir.

Kira sözleşmelerinde ise, sözleşmeden kaynaklı davalarda yıllık kira tutarına bakılır. Şayet yıllık kira tutarı 4.880TL’den fazla ise kira sözleşmesi tanıkla ispat edilemeyecektir.

Hukuki fiiller için ise bir sınırlama bulunmaz. Her türlü hukuki fiil tanıkla ispat edilebilir.

İdari Yargılama Hukukunda Tanık Delili Nedir?

İdari yargılama hukukunda ise, yazılı yargılama ilkesi mevcuttur (İYUK 1/2 m.) Bu nedenle gerek idare gerekse vergi mahkemelerinde tanık ifadelerinin delil olarak bir değer atfedilmesi hususu tereddütle karşılanmaktadır. Öte yandan, İYUK m.1/2’de yer alan ilkeye rağmen, idari davalarda da duruşma yapılabilir (İYUK m.17,18.19). Tanık ise, duruşmada dinleneceğine göre, idari davalarda da tanık dinlenebilir, ama İYUK’nun duruşma ile ilgili maddelerde, duruşmada tarafların dinleneceğinden bahsedilmiş olmasına rağmen (İYUK m18/3) tanık dinlenebileceğine dair bir hükme yer verilmemiştir.

Tanıklar sadece hâkime kanaate ulaşmasında yardımcı olan bir ispat vasıtası olduğundan tanık delilinin değeri zayıftır. Çünkü görülen ve işitilen şeylerin zaman içinde unutulması, tanık ile taraflar arasındaki yakınlık ve menfaat ilişkisi tanık beyanının gücünü zayıflatmaktadır. Bunun yanı sıra taraf beyanı delil niteliğinde olduğundan alelade şahit beyanı ile taraf beyanı arasında delil değeri anlamında önemli bir fark mevcut olup, alelade tanık beyanı delil niteliğine haiz değildir. Tanık beyanının değeri, tanığın edindiği bilgiyi her türlü bozucu tesirlerden uzak olarak tam ve dürüst bir şekilde alma kabiliyetine ve gerçeği olduğu gibi söyleme niyet ve iradesine bağlıdır. Bu prensibin sonucu olarak, Danıştay, noter huzurunda verilerek yazılı hale getirilmiş tanık ifadelerine değer atfetmektedir. Buna rağmen noterce yapılan delil tespit işleminin delil değeri hâkimin takdirine kalmıştır.


Kaynakça

  • Medenî Usûl Hukuku Cilt I – Prof. Dr. Süha TANRIVER Medeni Usul Hukuku Temel Bilgiler 15. BASKI.
  • Dr. Hakan Pekcanıtez, Prof. Dr. Muhammet ÖZEKES, Prof. Dr. Oğuz ATALAY On İki Levha Yayıncılık.
  • Ahmet Arslan-Medeni Usul Hukukunda Tanık Delili ve İkinci Tanık Listesi Yasağı/14.2.2022 ve Hukuk Yargılamasında Senetle İspat Zorunluluğu ve İstisnaları/12.2.2022.
  • Danıştay 3. D. E. 1973/3995. K. 1974/4220.
  • Dnş. 3 D. T 24/12/1986, E.1986/1201, K.1986/2706, DD. S.66-67, s. 187.
  • KIZILOT Ş./KIZILOT Z. Vergi İhtilafları ve Çözüm Yolları, Yaklaşım Yay. Ankara 2005, s. 748.
  • Sunay, s. 60.
  • Sunay, s. 57.
  • <https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.6100.pdf>
  • <https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/555063>

İlginizi Çekebilir: