| Okuma Süresi: 4 Dakika

TÜRKİYE’DE DENİZ HUKUKU


DENİZ HUKUKUNUN TANIMI VE KAYNAKLARI

Deniz hukuku, deniz alanlarının hukuki rejimini, çeşit­li kullanımlarını ve denizdeki gemilerin seyrüseferlerini düzenleyen, bu konuda ortaya çıkan sorunlarla hukuksal açıdan ilgilenen uluslararası hukukun alt dalıdır. Deniz hukukunun temelini yüzyıllar boyunca teamül kuralları oluşturmuş­tur. Ancak ekonomik ve teknolojik gelişmelerle birlikte deniz alanlarının keşfedilmesi, bu alanları işletme olanaklarının artması, taşıma­cılık faaliyetlerinin yaygınlaşması hem uluslararası alanda hem de iç hukukta yeni ve yazılı düzenlemeleri zorunlu hale getirmiş, birçok ülke antlaşmalar imzalamış ve bu kuralları iç hukuk sisteminde de yürürlüğe koymuştur. [1]

Türkiye, üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke olması ve sahil uzunluğunun yarattığı stratejik konumu sebebiyle tarih boyunca kıyıdaş ülkelerle denizlerdeki egemenlik haklarına yönelik ihtilaflar yaşamıştır. Uluslararası hukukta deniz hukukunun temel kaynakları olarak belirlenen 1958 tarihli Cenevre Deniz Hukuku Sözleşmeleri ve 1983 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi hazırlık aşamasında aktif olarak rol aldıysa da bu sözleşmelere taraf değildir. Dolayısıyla yalnızca uluslararası deniz hukukunun üçüncü kaynağı olan örf ve adet hukuku kurallarını kaynak edinmiştir. Ancak bu noktada da Türkiye’nin BM Deniz Hukuku Sözleşmesine taraf olmama nedeni olan Ege sorunu dolayısıyla “12 deniz miline kadar kara sınırı belirleme kuralı” uluslararası alanda örf ve adet hukuku kuralı olarak geçerlilik kazandığı halde, Türkiye kuralın uygulanmasına başından beri ısrarlı bir tavırla karşı çıktığından kuralın kendisi için bağlayıcı hale gelmesinin önüne geçmiş, uluslararası kurallar ışığında kendi örf adet hukuku kurallarını oluşturmuştur.[2] Bunun haricinde yardımcı kaynak olarak bağlayıcılık taşımamakla birlikte Uluslararası Adalet Divanı’nın verdiği kararlar da dikkate alınmaktadır.  Mevzuata bakıldığında deniz hukukunun alt başlıklarını içeren birden fazla kanun olmakla birlikte, Çevre Kanunu ve Türk Ticaret Kanununda da bu alanla ilgili hükümler mevcuttur.

TÜRK İÇ SULARIN HUKUKİ REJİMİ

Türk iç sularının sınırı 2674 sayılı Karasuları Kanununda “Esas hatların kara tarafında kalan sular ve körfez suları, Türk iç sularıdır. Daimi liman tesisleri kıyının bir parçası sayılır ve bu tesislerden en açıkta olanlarının kara tarafında kalan sular ve dış limanlar iç sulara dahildir.” şeklinde belirlenmiştir. Esas hatları belirleme yetkisinin ise yine aynı kanunda, Cumhurbaşkanınca kullanılacağı düzenlenmiştir. Ayrıca kanunda, belirlenen esas hatların büyük ölçekli deniz haritalarında gösterilmesi öngörülmüştür. Ancak bugüne kadar genel resmi bir harita yayınlanmadığı için Türkiye iç sularının kesin sınırları çizilmiş değildir.

İç sular ile ilgili yapılan düzenlemelere Türkiye taraf olmamasına rağmen, belirlediği hukuki rejimde “Deniz Limanlarının Uluslararası Rejimine İlişkin Sözleşme ve Statü” de söz edilen ilkelerle birlikte, “karşılıklılık” ve “ eşit işlem” ilkelerini de göz önünde bulundurmuştur. Bu çerçevede Türk iç sularında yasaklanmış veya serbest olan eylemlere, ulusal yargı yetkilerine ilişkin hususlara Limanlar Kanunu, Kabotaj Kanunu, Gümrük Kanunu, Gemi Sağlık Resmi Kanunu gibi birçok kanun ve yönetmelikte yer verilmiştir.  İç sularla ilgili en çok karşılaşılan yabancı devlet gemilerinin ziyaretine ilişkin hususlar ise “Yabancı Silahlı Kuvvetlere Bağlı Gemilerin Türk İçsularına Gelişleri ve Bu Sulardaki Hareket ve Faaliyetlerine İlişkin Yönetmelik” te düzenlenmiş bulunmaktadır.

TÜRK KARASULARI GENİŞLİK UYGULAMALARI

Karasuları bir kıyı devletinin kara ülkesini çevreleyen ve uluslararası hukuka uygun olarak açıklara doğru belirli bir genişliğe kadar uzanan kıyı devletine ait deniz kuşağıdır.[3] Genişlik belirlenirken mütekabiliyet esastır. Türkiye’nin karasuları genişliği Ege Denizi’nde 6 deniz mili, Karadeniz ve Akdeniz’de 12 deniz mili olarak uygulanmaktadır. Diğer devletlerle yapılacak olan karasuları sınırlandırmasının anlaşma ile ve bölgenin özellikleri gözetilerek hakkaniyet esasına göre yapılacağı 2674 sayılı Karasuları Kanunu’nunda belirtilmiştir. Karasuları açısından zararsız geçiş hususu önem arz eder. Yabancı gemilerin Türk karasularından geçiş hakkı, kural olarak kabul edilmekle birlikte geminin ticaret veya savaş gemisi olmasına göre bu uygulamalar farklılık gösterir.

TÜRK DENİZ HUKUKUNDA BİTİŞİK BÖLGE

1949 tarihli “Gümrük Kanunu” bitişik bölgenin tanımlandığı eski kanununu yürürlükten kaldırmıştır. Hem bu kanunda hem de şu an yürürlükte olan 4458 numaralı Gümrük Kanunu’nda Türkiye’nin gümrük sınırları siyasal sınırlar ile aynı tutulduğundan bugün, Türkiye herhangi bir Gümrük Bitişik Bölgesine sahip değildir. Türkiye’nin bugüne kadar bu uygulamasından başka hukukî tanımına uygun bitişik bölge uygulaması söz konusu olmadığı gibi, bitişik bölge uygulaması amacına yönelik herhangi bir tasarrufu da bulunmamaktadır.[4]

DENİZ HUKUKUNDA KITA SAHANLIĞI UYGULAMALARI

Kıta sahanlığı, kıyı devletinin kara ülkesinin deniz altında süren doğal uzantısıdır. Cenevre Sözleşmesi ve BM Deniz Hukuku Sözleşmesine göre egemenlik hakkı kıyı devlete aittir. Ortaya çıkan uyuşmazlıklarda hakça ilkelerin (yerbilimsel ve coğrafi ögeler, saptanmış başka sınırların varlığı, devletin yaşamsal çıkarları vs.) gözetilmesi kabul görmüştür. Türkiye ile Yunanistan arasında ortaya çıkan Ege Kıta Sahanlığı sorunu günümüzde hâlâ çözüme kavuşturulamamıştır.

TÜRKİYE’NİN MÜNHASIR EKONOMİK BÖLGESİ

Münhasır ekonomik bölge, kıyı devletinin karasuları esas hattından başlayarak 200 deniz mile kadar varan ve karasuları dışında kalan su tabakası ile deniz yatağı ve onun toprak altında bu kıyı devletine münhasır ekonomik hak ve yetkiler tanınan deniz alanıdır. Türkiye 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesine taraf olmadığından münhasır ekonomik bölge ilan etme hakkının olup olmadığı tartışmalı olsa da, kavramın birçok devlet tarafından uygulamaya konulmuş olması örf ve adet hukukunun bir parçası haline geldiğini göstermektedir.  Dolayısıyla sözleşmeye taraf olmasa dahi bir kıyı devletinin münhasır ekonomik bölgeye sahip olabilmesi için bunu ilan etmesi yeterlidir. Türkiye, buna dayanarak 1986 yılında diğer denizlere nispeten sorunsuz olması nedeniyle, öncesinde Romanya ve Bulgaristan tarafından ilan edilen Karadeniz’de münhasır ekonomik bölge ilan etmiştir. Bulgaristan ile arasında herhangi bir sınır tespiti anlaşması bulunmazken, Sovyetler Birliği ile “Karadeniz’de Kıta Sahanlığı Sınırlandırılması Hakkında Anlaşma” da belirlenen sınır, münhasır ekonomik bölgeye de uzatılmıştır.

TÜRK MEVZUATINDA DENİZ ÇEVRESİNİN KORUNMASI

2872 sayılı Çevre Kanunu’nda BM Deniz Hukuku Sözleşmesine paralel bir anlayışla, uygulanacak tedbirlerde kusur sorumluluğu ilkesi esas alınarak, çevrenin korunması ve kirlenmenin önlenmesiyle ilgili düzenlenmelere yer vermiştir. 5312 sayılı Deniz Çevresinin Petrol ve Diğer Maddelerle Kirlenmesinde Acil Durumlarda Müdahale ve Zararların Tazmini Esaslarına Dair Kanun’da deniz kazalarından kaynaklanan çevresel risklere derhal müdahale ile oluşabilecek zararları en aza indirmek amaçlanmıştır. 1998 tarihli Türk Boğazları Deniz Trafik Düzeni Tüzüğü’nde ise deniz trafik düzenlemeleri yer alır. Ayrıca Montrö Boğazlar Sözleşmesindeki yabancı gemilerin geçişine ilişkin hükümlerin insan sağlığı, çevre güvenliği, deniz çevresinin korunması amacıyla gözden geçirilmesi zorunluluğu vardır. Türkiye kıyı devleti olduğundan, deniz çevresini koruma ve deniz ulaşımında güvenlik sağlama amacıyla gerekli tedbirlerin alınması hususunda Uluslararası Denizcilik Örgütü IMO’ ya başvurma hakkına sahiptir.[5]

Sonuç itibarıyla, Türkiye’de deniz hukuku alanında birçok düzenleme olmasına rağmen stratejik konumunun önemi nedeniyle kıyıdaş ülkelerle yıllardır çözülemeyen sorunları bulunmakta ve aynı zamanda uluslararası sözleşmelere taraf olmaması da dönem dönem sorunları çıkmaza sürükleyebileceğinden, bu alana daha fazla yoğunlaşılmasına ihtiyaç olduğunu söylemek mümkündür.

Hatice Seçil ÇOLAK

[1] Kuran, Selami, Uluslararası Deniz Hukuku, 3.B, İstanbul 2009, s.1

[2] İrem Alpözen, Uluslararası Hukukun Anayasalaşması (Ankara: Hacettepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi,2020),  s.36, erişim web adresi: http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/22134/ULUSLARARASI%20HUKUKUN%20ANAYASALA%C5%9EMASI%20TEZ.pdf?sequence=1&isAllowed=y

[3] Pazarcı, Hüseyin, Uluslararası Hukuk, Ankara 2018, s.282

[4] Bülent Okan Güngören, Türkiye’nin Deniz Yetki Alanları Üzerine Bir İnceleme (İzmir: Dokuz Eylül Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi,2006),  s.132, erişim web adresi: http://acikerisim.deu.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/20.500.12397/11754/189696.pdf?sequence=1

[5] Kuran, Uluslararası Deniz Hukuku, s.270-276