| Okuma Süresi: 3 Dakika

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ’NİN MİRAS KARARI DEĞERLENDİRMESİ (E. 2020/10206, K. 2020/6900 SAYILI VE 23.11.2020 TARİHLİ KARAR)

ST. AV. LARA BANU EKER

Babasının vefatı dolayısıyla miras yoluyla kendisine geçen arsanın satışı ile elde edilen parayı eşiyle birlikte açtırdıkları ortak hesaba aktaran kadın, eşinin 2003 yılında bu ortak hesaptan 74 bin lira çektiğini iddia etmiş, çiftin 2010 yılında boşanmaları sonrası babasından kalan mirasın eşi tarafından hesapsızca harcandığını iddia eden kadın, Bursa 5. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde 74 bin liranın tahsil edilmesi talebiyle dava açmıştır. Davacı, davalının ortak hesaptaki 74 bin lirayı kendisine haber vermeden çektiğini, nedeni bilinmeyecek bir biçimde harcadığını veya sakladığını belirterek 12.11.2003 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek mevduat faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, davalı davanın reddini talep etmiştir. Bursa 5. Asliye Hukuk Mahkemesi, davanın kabulüyle birlikte 74 bin lira ana para ile 64 bin TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 138 bin TL’nin davalıdan tahsiline hükmetmiş olup, davalının temyiz müracaatını değerlendiren Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, kararı bozmuştur. Bursa 5. Asliye Hukuku Mahkemesi, bozmaya uyarak davanın kısmen kabulü ile 37 bin TL’nin tahsiline karar vermiş, hüküm hem davacı hem de davalı tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, miras parasının tamamının iade edilmesi gerektiği yönündeki hükmü ile emsal olacak bir karar vermiştir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi kararında;

“1-) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının tüm temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-) Dava, davacıya mirasen intikal eden taşınmazın satışından elde edilip müşterek hesapta değerlendirilen paranın tamamının davalı tarafından çekildiği iddiasına dayalı alacak davasıdır. Davacı taraf müşterek hesaptaki paranın ölen babasından intikalen gelen taşınmazın satışından elde edilen para olduğunu ileri sürmüş, davalı ise bu olguyu kabullenerek, davacıya babasından gelen ve müşterek hesaba yatırılan bu paranın gerek müşterek çocukları gerekse ortak evleri için kullandıkları savunmasında bulunmuştur. Mahkemece, müşterek hesaptaki paranın davalı tarafından çekildiği, bu paranın tarafların müşterek çocuğunun sünnet düğünü için harcandığı ve ortak evin tadilatı için kullanıldığı yönündeki davalı savunmasının kanıtlanamadığı gerekçesi ve yarı yarıya sorumluluk esası benimsenerek davanın kısmen kabulüyle 37.000,00 TL’nin 12.11.2003 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Bilindiği üzere 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu 220/2. maddesine göre, bir eşin miras ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri kişisel mal kabul edilmektedir. Mahkemenin de kabulünde olduğu üzere, müşterek hesaptaki para, davacıya ölen babasından intikalen gelen kişisel malvarlığı olup, bunun müşterek hesaba yatırılmış olması, bu paranın niteliğini değiştirmeyecektir. Davalı tarafından çekildiği dosya kapsamı ile sabit olan paranın evlilik birliğine özgülenerek harcandığı davalı tarafından ispatlanamamıştır. Hal böyle olunca, müşterek hesaptaki paranın tamamının davacıya ait kişisel mal varlığı kabul edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, kararın bozulması gerekmiştir.” diye belirtmiştir.

Daire, (1) numaralı bentte yazılı nedenlerle davalının tüm temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının temyiz eden taraflara iadesine, 6100 Sayılı HMK’ nın geçici madde 3 atfıyla 1086 Sayılı HUMK’ nın 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23/11/2020 tarihinde oybirliği ile karar vermiştir.

[1]TMK md.220/2 düzenlemesi incelendiğinde mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan malvarlığı değerleri hususu dışında ağırlıklı olarak karşılıksız kazandırmalara değinildiği görülmüş, edinilmiş mallara katılma rejiminde eşlerin evlilik birliği içerisinde emek vererek kazandıkları malvarlığı değerleri edinilmiş mal sayılmış ve her bir eşe bu mallar üzerinde hak sahipliği tanınmıştır. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2016/1953 E. 2017/3534 K. sayılı ve 14.3.2017 tarihli kararında da belirttiği üzere [2]“TMK’nun 220/2 maddesi gereğince; evlilik öncesi ya da sonrasında karşılıksız kazanma yoluyla edinilen mal varlıkları ilgili eşin kişisel malıdır. Kişisel mal üzerinde diğer eşin mal rejimi tasfiyesinden kaynaklanan alacak hakkı bulunmamaktadır.”  TMK md. 220/2 gereğince bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri kişisel mal statüsündedir. Söz konusu düzenleme uyarınca iktisabın ivazsız olması esastır ve eşler arasında mal rejimi devamı süresince açılan mirasa dayalı iktisaplar için uygulama alanı bulmaktadır. Bu kapsamda eşlerin miras, vasiyetname veya ivazsız miras sözleşmesi veya tenfizi bağışlayanın ölümüne bağlı bağışlama (TBK md.240/ II) ile (mirasın açılmasına bağlı olarak) elde ettiği edinimler kişisel mallarına dahil sayılmaktadır. Bunun yanında, ivazlı miras sözleşmesine dayalı olarak miras bırakandan elde edilen malvarlığı değerleri ise eşin ivazı ödemek için borçlandığı malvarlığı kesimi (edinilmiş mallar veya kişisel mallar) içerisinde yer almaktadır.

Sonuç olarak, somut olayda davacı ile davalının müşterek hesabındaki paranın ölen babasından intikalen gelen taşınmazın satışından elde edilen para olması, evlilik birliği içerisinde iken sonradan miras yoluyla elde ettiği bu malvarlığının kişisel mal statüsünde yer almasına sebebiyet vermiştir. Dolayısıyla davalının sabit olan parayı evlilik birliğine özgülenerek harcadığı veya aile birliğine katkı olarak kullandığı iddiası ispatlanamadığından Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin kararı yerindedir.

Nitekim, Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 2016/769 E., 2016/3531 K. sayılı 29.02.2016 tarihli kararında da [3]“4721 sayılı TMK’ nun “kişisel malları” düzenleyen 220.maddesinin 2. bendine göre, bir eşin miras ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri kişisel mal kabul edilir. Aynı maddenin 4. bendine göre de, kişisel mallar yerine geçen değerlerde kişisel mal sayılır (ikame kuralı). Bu kanuni düzenlemelere göre, karşılıksız kazanma yoluyla elde edilen malın satışından elde edilen gelir ve bu gelir kullanılarak edinilen malvarlığı da kişisel mal sayılır. Karşılıksız kazanma yoluyla elde edilen (miras yoluyla elde edilen) gelirin, aile birliğine ait başka malın edinilmesine katkı olarak kullanılmasında, katkı oranında kişisel mal kabul edilerek, mal rejiminin tasfiyesinde göz önünde bulundurulur.” ifadesine yer verilmiştir.

Dipnot:

[1]Mustafa Batuhan, Yıldız, Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminin Tasfiyesi (Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Kültür Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Nisan 2018), s.32

[2] Y.8.HD. 2016/1953 E. 2017/3534 K. 14.3.2017 T.

[3] Y. 8.HD. 2016/ 769 E. 2016/ 3531 K. 29.2 2016 T.