| Okuma Süresi: 2 Dakika

YARGILAMANIN MAKUL SÜRE İÇİNDE GERÇEKLEŞTİRİLMESİ

AV. ALİ CANER DEMİRCİ

AİHS’nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından bir tanesi de «yargılamanın makul süre içerisinde bitirilmesi» ilkesidir. Bir yargılamanın adil olabilmesi, her şeyden önce yargılamanın makul sürede bitirilmesini gerektirir. Tüm hak arayanlar için geçerli olan bu ilkenin amacı; uyuşmazlığın taraflarını yargılanma işlemlerinin sürüncemede kalmasına karşı korumak, uyuşmazlık konusu hakka bir an önce ulaşabilmelerini sağlamak ve tarafların, davanın nasıl sonuçlanacağı konusunda endişe ile yaşamalarını önlemektir. Anayasa’nın 141. maddesinde “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevidir”  hükmü ve HMK madde 30 Usul Ekonomisi İlkesi başlığı altında “Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.” Hükümleri de net olup, makul sürede yargılanma hakkı yasa tarafından güvenceye alınmıştır.

21.04.2017 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 2014/3549 başvuru numaralı, 22.03.2017 Karar tarihli Anayasa Mahkemesi Kararı’yla 51 yıldır yargılaması süren dava nedeniyle başvurucuların makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine hükmetti.

Başvurunun Konusu

Başvuru, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

 

Arka Plan ve Yargısal Süreç

Başvuruculardan birinin 1966 yılında Kadastro Mahkemesi’nde farklı parseller yönünden açtığı kadastro tespitine itiraz davaları ile murisin 1966 yılında anılan Mahkemede açtığı kadastro tespitine itiraz davası, 1966 yılında anılan Mahkemede açtığı 1966 yılında açılan kadastro tespitine itiraz davası üzerinde birleştirilmiş, Kızıltepe Kadastro Mahkemesinin kapatılmasıyla Mardin Kadastro Mahkemesine devredilen dava yerel Mahkeme aşamasında derdest durumdadır.

 

İnceleme ve Gerekçe 

Mahkeme 22.03.2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenmiş olup; başvurucular, makul sürede yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. İnceleme; başvurucular yönünden ayrı ayrı olarak, kabul edilebilirlik yönünden, esas yönünden ve 6216 sayılı Kanun’un 50. Maddesi yönünden yapılmıştır.

Esas yönünden incelemede, medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanın ikame edildiği tarih, sürenin sona erdiği tarih olarak ise yargılamanın sona erdiği tarih esas alınmaktadır.

Başvuruya konu dava, başvurucuların murislerinden intikalle takip etmekte oldukları bir uyuşmazlık olup bu yönüyle makul süre değerlendirmesi bakımından dikkate alınacak sürenin başlangıç anı, mirasçının yargılamaya katıldığı an değil somut olayda muris açısından değerlendirmeye esas alınan sürenin başlangıç anıdır.
Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar da dikkate alınır.

Bu değerlendirmeler doğrultusunda anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda verdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda yaklaşık elli bir yıllık yargılama süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekmektedir.
Başvurucuların uzun süren yargılama sebebiyle taşınmazlarını kullanamadıklarını belirterek Anayasa’nın 35. Maddesinde tanımlanan mülkiyet haklarının da ihlal edildiği iddiası ise, başvurucuların makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiği yönündeki tespitler sebebiyle, mülkiyet haklarının ihlali yönündeki iddiaların ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.

6216 sayılı Kanun’un 50. Maddesi yönünden incelemede ise başvurucuların manevi tazminat talebinde değerlendirilmiş olup, somut olayda makul sürede yargılanma hakkının ihlali sonucuna varılmıştır. Bu doğrultuda ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında şikayet konusu davadaki taraf sayısı ve başvurucular murislerinin tüm mirasçılarının sayısı da dikkate alınarak manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekmektedir.

Hüküm

Bir kısım başvurucular yönünden makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna ve Anayasa’nın 36. Maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine, bu doğrultuda da ihlal söz konusu olan başvurucular açısından manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.