| Okuma Süresi: 4 Dakika
|

Türk Ceza Kanununda Kusurluluğu Kaldıran Haller

ZEYNEP SUDE YİĞİT
Türk Ceza Kanununda Kusurluluğu Kaldıran Haller

Türk Ceza Kanununda Kusurluluğu Kaldıran Haller Nelerdir?

GİRİŞ: Türk Ceza Kanununda Kusurluluk

Kusurluluk Kavramı Nedir?

Kusurluluk, suçun yapısal unsurlarından biri olarak karşımıza çıkar. Kusurluluk kavramı eyleme ilişkindir ve kural olarak eylemin o kişiye yüklenebilmesi için eylemin gerçekleştiği sırada kişinin kusur yeteneğine sahip olması gerekmektedir. Kusur yeteneğini etkileyen bazı haller de Ceza Kanunumuzda düzenlenmiştir. Bunlar:

  1. Yaş Küçüklüğü,
  2. Yaş Büyüklüğü,
  3. Akıl Hastalığı,
  4. Sağır ve Dilsizlik,
  5. Geçici Nedenler.

Bu kavramları Kusurluluğu Etkileyen Durumlar ile karıştırmamak gerekir zira kusur yeteneği kişinin eylemden sorumlu tutulabilmesini sağlayan koşullar iken; kusurluluk failin cezalandırılmasını sağlayan bir koşuldur.

Ceza hukukunda kusurluluğu etkileyen hallerin varlığı durumunda kişi eylemden daha az sorumlu tutulabilir yahut hiç sorumlu tutulmayabilir.

Türk Ceza Kanunu 1. kitap, 2. kısım, 2. Bölümde; “Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenler” düzenlenmiştir. İlgili bölümde hukuka uygunluk nedenleri ve kusur yeteneğini etkileyen hallerle beraber bir düzenleme getirilmiştir.

Kusurluluğu Etkileyen Durumlar Nelerdir?

TCK’da kusurluluğu etkileyen haller şu şekilde düzenlenmiştir:

  • Cebir ve şiddet, korkutma ve tehdit (m. 28),
  • Haksız tahrik (m. 29),
  • Hata (m. 30).

Öğretide bunlara “Kaza ve Tesadüf ile Zorlayıcı Neden” de eklenmektedir. Kusurluluğu etkileyen haller

Kaza ve Tesadüf

Kaza ve tesadüf öngörülemeyen bir sonucun gerçekleştiği hallerde söz konusu olacaktır. Kaza ve tesadüfün varlığı için bir insan hareketi aranır, çünkü doğa olaylarının varlığı halinde daha çok mücbir sebepten söz edilecektir.

Kaza ve tesadüfün, oluşmasını engellediği kusur türü taksirdir. Bu durumda gerçekleşen tipik sonucun öngörülebilir nitelikte olmayıp, failin taksiri yoksa, kaza ve tesadüften söz ederiz. Örneğin bir kimse tüfeğini odasının bir yerine assa ve ihtimale karşı odanın kapısını kilitleyip dışarı çıksa, buna rağmen çocuklar bir şekilde kilidi açıp tüfeği alsalar ve yaralansalar bu durumda öngörülemez bir durumdan söz edilir. Bütün önlemleri alan kişinin sorumluluğuna başvurulamaz, kaza ve tesadüften bahsedilir.[1]

Zorlayıcı Neden Nedir? (Mücbir Sebep)

Zorlayıcı nedenin varlığında kişinin başka bir şekilde davranma imkanı bulunmamaktadır. Öğretide mücbir sebep olarak da adlandırılır.

Zorlayıcı nedenin varlığında failin karşı koyamayacağı ve engel olamayacağı doğal bir dış etki faili hareket ettirmektedir. Bu durumda failin yaptığı davranış failin iradesi dışında bir gücün etkisiyle gerçekleşmektedir ve failin buna karşı koyma olanağı yoktur.

Zorlayıcı neden halinde en önemli husus faili zorlayan durumun bir dış etken olmasıdır. Failin kusuru bulunan herhangi bir durum zorlayıcı neden kapsamına girmeyecektir.

Örnek vermek gerekirse tüm önlemleri almasına rağmen aşırı rüzgar nedeniyle direksiyon hakimiyetini kaybedip bir yayaya çarpan sürücü verdiği zarardan sorumlu tutulamayacaktır. Ortaya çıkan bir zarar zorlayıcı neden kapsamındadır. Ortaya çıkan doğa olayı öngörülemez niteliktedir ve karşı karşıya kalındığında başka türlü hareket etme imkanı bulunmamaktadır. Zorlayıcı neden kapsamında meydana gelen herhangi bir tipik zararda kişinin sorumluluğuna gidilemeyecektir.

Zorlayıcı neden ile zorunluluk hali (zorda kalış) kavram olarak benzerlik gösterse dahi ikisi arasında temel bir ayrım bulunmaktadır. Zorunluluk hali bir hukuka uygunluk sebebidir ve burada kişi kendi iradesiyle meydana getirmediği tehlikeden kendisini veya başkasını kurtarma hali içindedir. Zorlayıcı nedende ise daha önce belirttiğimiz gibi başka türlü hareket etme olanağı bulunmayan kişinin verdiği zarardan söz edilir.

Cebir ve Şiddet, Korkutma ve Tehdit

Cebir ve tehdit Ceza Kanunumuzun 28. maddesinde şöyle düzenlenmiştir; “Karşı koyamayacağı veya kurtulamayacağı cebir ve şiddet veya muhakkak ve ağır bir korkutma veya tehdit sonucu suç işleyen kimseye ceza verilmez. Bu gibi hallerde cebir ve şiddet, korkutma ve tehdidi kullanan kişi suçun faili sayılır.

Cebir kavramı bir kimsenin herhangi bir hareketi yapması yahut yapmaması için maddi şekilde zorlanmasıdır. TCK sisteminde cebirden bahsedebilmek için fiziki bir güçten yani şiddetten bahsetmek gerekir. Cebirde bir insan hareketi söz konusudur, fiziki bir güçten kast edilen mücbir sebepte olduğu gibi bir doğa olayı değildir.

Örneğin bir iş merkezindeki güvenlik görevlisinin kolları bağlanmak suretiyle etkisiz hale getirilmesi sonucu güvenlik görevlisinin, işlenen hırsızlık suçuna engel olamaması durumunda cebirden söz edilir ve TCK 28 hükmü uyarınca kusurluluğu ortadan kalkar.

Korkutma ve tehdit hallerinde kusurluluğun kalkması için meydana gelen zararın niteliği önemlidir, muhakkak ve ağır bir zarardan söz ediliyorsa kusurluluğun kalkacağından bahsedilebilir. Yargıtay korkutma ve tehdit hallerinde “kişinin karşı koyamayacağı korku hali” kriterini uygulamaktadır.[2]

Tehdit durumunda kişi, ileride doğması kesin olan bir zarardan ötürü kendisini veya bir başkasını korumak maksadıyla bir suç işlemektedir. Ağır ve muhakkak zarar halen mevcut ise de korkutma halinden bahsedilecektir. Örneğin bir kişinin annesinin öldürüleceğine dair bir mesaj alması durumunda zarar tehlikesi ileriye yöneliktir ve tehdit söz konusudur.

Cebir ile tehdidin ortak paydası zorlamadır. Şayet zorlama maddi nitelikte ise cebir, manevi nitelikte ise korkutma veya tehditten söz edilir. Öte yandan cebir ve şiddetin kusuru kaldıran bir sebep olabilmesi için karşı konulamayacak ve kurtarılamayacak bir niteliğe sahip olması gerekir.[3]

Bununla beraber cebir durumunda failin başka türlü hareket etme imkanı bulunmamaktayken, korkutma ve tehditte fail bu duruma karşı koyma iradesine ne olursa olsun sahiptir. Kişi her ne olursa suç işlemekten kaçınabilir, bu sebeple korkutma ve tehdit hallerinde muhakkak ve ağır bir zararın gerekliliğinden bahsedilir. Cebir durumunda ise kişi karşı koyamayacağı fiziksel güç yüzünden suç işlemekten başka bir seçeneği bulunmamaktadır.

Cebir, korkutma ve tehdit halleri kusurluluğun bütün hallerini etkileyecek, failin kastını ortadan kaldırdığı gibi taksirini de ortadan kaldırabilecektir.

Hata

TCK’nın 30. maddesi; “Fiilin icrası sırasında suçun kanunî tanımındaki maddî unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâli saklıdır. Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır. Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır” şeklindedir.

Hata, suçun maddi unsurlarına ilişkinse bu hata, kast üzerinde etkili olan hatadır. Buna karşılık hata tipikliğin hukuki sonuçlarına ilişkin ise, bu hata kusurluluk üzerinde etkilidir. Buna göre hatayı, kastı ortadan kaldıran hata ve kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayırabiliriz.

Suçun maddi unsurlarında, suçun nitelikli unsurlarında, hukuka uygunluk sebeplerinin maddi şartlarında hata halleri, kastı kaldıran hata halleridir. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata ile haksızlık yanılgısı ise, kastı kaldırmayıp, sadece kusurluluk bakımından önem taşıyan hata şekilleridir.

Suçun Maddi Unsurlarına İlişkin Fiili Hata: TCK m. 30/f. 1 hükmü ile suçun maddi unsurlarına ilişkin fiili hata halinde kastın oluşmayacağı ancak varsa taksir sorumluluğunun meydana geleceği düzenlenmiştir.

Suçun Nitelikli Unsurlarında Hata: TCK m. 30/f. 2 hükmü ile düzenlenmektedir. Hataya sebep olan eylemde ağırlaştırıcı sebepler varsa ve fail bu ağırlaştırıcı sebeplerden haberdar değilse bu nitelikli haller ceza sorumluluğu kapsamında değerlendirilmeyecektir. Failin düşüncesi ve düştüğü hata dikkate alınacak ve lehine olan hüküm uygulanacaktır. Örneğin; Yargıtay kızı yerine yanlışlıkla annesini öldüren sanığa nitelikli adam öldürme hükmünü uygulamamıştır.[4]

Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenlere Ait Koşulların Gerçekleştiği Hata: TCK m. 30/f. 3 hataya düşen kişinin, bu yanılgısından yararlanabileceği düzenlenmiştir. Bunun için hatanın kaçınılmaz olması gereklidir. Hatanın kaçınılabilir olması durumunda, kişi işlediği fiilden dolayı sorumlu tutulacak, fakat bu hata temel cezanın belirlenmesinde göz önünde bulundurulacaktır.


Kaynakça

  • İÇEL – Ceza Hukuku Genel Hükümler.
  • ÖZBEK, DOĞAN, BACAKSIZ – Ceza Genel Hukuku (Temel Bilgiler).
  • ARTUK, GÖKCEN, ALŞAHİN, ÇAKIR – Ceza Hukuku Genel Hükümler.
  • TURABİ Selami – Kusurluluk ve Kusurluluğu Etkileyen Haller , TBB Dergisi 2012 (101).

Referanslar

  • [1] İÇEL – Ceza Hukuku Genel Hükümler, s. 482.
  • [2] Y. 1.CD. 05.10.2007, 3924/7271.
  • [3] ÖZBEK, DOĞAN, BACAKSIZ – Ceza Genel Hukuku (Temel Bilgiler), s. 248.
  • [4] Y. 1. CD. 14.06.1977, 1590/2043.

Anahtar Kelimeler: Kusurluluğu Kaldıran Haller, Türk Ceza Kanununda Kusurluluğu Kaldıran Haller, Kusurluluk, Kusurluluk Kavramı, Kusurluluğu Etkileyen Durumlar, Zorlayıcı Neden, Mücbir Sebep, Kaza ve Tesadüf, Hata, Cebir ve Şiddet, Korkutma ve Tehdit, Kusurluluğu Kaldıran Haller Nelerdir?

İlginizi Çekebilir: