| Okuma Süresi: 4 Dakika

SİT ALANLARI, ZİLYETLİK İLE İKTİSAP YASAĞI

STJ. AV. EBRU CEYHAN

İtiraz yolu ile Anayasa’ya aykırılığı iddia edilen maddede 1. ve 2. derece sit alanlarındaki taşınmazların zilyetlik yoluyla iktisapları düzenlenmektedir. Oysaki itiraz konusu olay birinci derece arkeolojik sit alanı içinde kalmakta olup ikinci dereceyi kapsamamaktadır.

Anayasa’nın 152. ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesi’nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanun’un 40. Maddesine göre, mahkemeler, bakmakta oldukları davalarda uygulayacakları kanun ya da kanun hükmünde kararname kurallarını Anayasa’ya aykırı görürler veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, o hükmün iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurmaya yetkilidirler. Ancak, bu kurallar uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması ve iptali istenen kuralların da o davaya uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak yasa kuralları, davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan kurallardır.

Bu nedenle olayda itiraz konusu kuralda yer alan “…birinci grup olarak tescil ve ilan edilen kültür varlıklarının bulunduğu taşınmazlar ile…” ve “ikinci..” ibarelerinin uyuşmazlıkta uygulanma kabiliyeti bulunmamaktadır. Bu sebeple esasa ilişkin inceleme “birinci” sözcüğü ile sınırlı olarak yapılmalıdır.

Bu sebeple Anayasa mahkemesi incelemeyi görevsizlik nedeniyle “ikinci” derece için reddetmiş, sadece “birinci” derece için incelemeye karar vermiştir.

 

Anlam ve Kapsamı

Türk hukukunda tapuya kayıtlı olmayan taşınmazlara zilyet olanların mülk edinmelerine imkân tanıyan iki farklı müessese bulunmaktadır.

Bunlardan birincisi, mülga 743 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 639.maddasi ile 4721 sayılı TMK’nın 713. Maddesinde düzenlenen “olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı” müessesesi, ikincisi ise 3402 sayılı Kanun’un 17. Maddesinde düzenlenen “ihya” müessesesidir.

Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 30.4.2010 tarihli ve 2004/1 E, 2010/1 K sayılı kararında da belirtildiği üzere, olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı, önceden tarıma elverişli olan ancak tapu kütüğüne kaydedilmemiş taşınmazların, ihya ise dağlar ve tepeler gibi tarıma elverişli olmayan arazilerin mülk edilmesine imkân sağlamaktadır.“Sit” kelimesi kanunun 3. Maddesinin a-3’ünde şöyle tanımlanmıştır: “tarih öncesinden günümüze kadar gelen çeşitli medeniyetlerin ürünü olup, yaşadıkları devirlerin sosyal, ekonomik, mimari ve benzeri özelliklerini yansıtan kent ve kent kalıntıları, kültür varlıklarının yoğun olarak bulunduğu sosyal yaşama konu olmuş veya önemli tarihi hadiselerin cereyan ettiği yerler ve tespiti yapılmış tabiat özellikleri ile korunması gerekli alanlardır.”

27.7.2004 tarihinde yürürlüğe giren 14.7.2004 tarihli ve 5226 sayılı kanun ile ilgili kanunun 11. Maddesine “birinci ve ikinci dereceden sit alanları” ibaresi eklenmiş ve bu şekilde 2004’ten önce belirli şartlarla iktisabı mümkün olan sit alanlarının iktisabını tamamen engellemiştir. Ancak bu dereceler dışında kalan diğer sit alanlarında iktisap hala mümkündür.

 

İtirazın Gerekçesi

2004’ten önce malik sıfatıyla zilyet olan ancak 2004’ten sonra kadastro geçmesi sebebiyle tapuda adını malik olarak  yazdıramayan kişiler ile 2004’ten önce aynı statüde olan yerler için kendi adına mülkiyeti tescil ettirebilmiş kişiler arasında bir ikilik yaratıldığı iddia edilmiştir. Malik sıfatıyla zilyet olanların mülkiyet hakları ellerinden alındığı, bu ikiliğin Anayasa’nın 2, 5, 10, 35 ve 44. Maddelerine aykırılık teşkil ettiği ileri sürülmüştür.

 

Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

Anayasa Mahkemesi her ne kadar ileri sürülmese de ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13 ve 63. Maddeleri yönünden de olayı incelemiştir.

2. maddesi gereği: Anayasa’nın 2. Maddesinde hukuk devleti ilkesi düzenlenmiştir ve hukuk devleti ilkesi yapılan işlemlerin kamu yararı gözetilerek yapılmasını emreder. Anayasa Mahkemesi ise bir olayda kamu yararı olup olmadığını takdir edemez, sadece amacın bu olup olmadığına bakabilir. Kanun ile kamu yararının ne kadar gerçekleşip gerçekleşmediği anayasa yargısının denetimine tabi değildir.

35.maddesi ise: Anayasa’nın 35. Maddesi herkesin mülkiyet haklarına sahip olduğunu söyler. Ancak henüz malik olmamış ve malik olma beklentisi içinde olanların hakları bu madde kapsamına girmeyecektir.

63. gereği: Tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunmasını düzenleyen bu hüküm ise kanun koyucuya uygulanacak koruma yöntemlerinin saptanması hususunda takdir yetkisi tanımıştır. Buna göre kanun koyucu farklı tabiat varlıkları arasında derecelendirme ve sınıflandırma yaparak farklı koruma yöntemleri öngörebilir.

Kanunun 5. Maddesine göre taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları devlet malı niteliğindedir. İtiraz konusu kuralla, birinci derece sit alanı dışında kalan taşınmazlar zilyetleri adına tescil kapsamı dışında bırakılmaktadır. Zilyedin mülkiyeti elde etmesi kanun koyucunun takdir yetkisi altında getirilmiş bir hüküm olup anayasal bir zorunluluk değildir. Bu nedenle kaldırılması hukuk devleti ilkesine aykırılık teşkil etmez.

Meşru Beklenti: Anayasa Mahkemesi kararlarında açıklandığı üzere, belli durumlarda, bir “ekonomik değer” veya icrası mümkün bir “alacak” iddiasını elde etmeye yönelik “meşru bir beklenti”, Anayasa’nın mülkiyet hakkı güvencesinden yaralanabilir. Meşru beklenti makul şekilde ortaya konmuş, icra edilebilir bir iddianın doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma şansının yüksek olduğunu gösteren yerleşik ve istikrarlı bir Yargı içtihadına dayanan, yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklentidir. Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece ulusal hukukta mülkiyet hakkı kapsamında savunulabilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir.

 

Olayın Değerlendirilmesi

Anayasa’ya aykırılık iddiasında incelenmesi gereken husus sit alanları içerisindeki taşınmazlara zilyet olan kişilerin bu taşınmazları kendi adlarına tescil için haklı bir beklentileri olup olmadığıdır.

27.7.2004 tarihine kadar olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı sonucunda bu taşınmazları kendi adlarına tescil ettireceklerine dair olan beklentilerinin meşru olduğu gerçektir.

Olayda ise itiraz başvurusunda bulunan mahkemenin elindeki davaya konu taşınmazların zilyetleri 20 yılı aşkın süredir nizamsız ve fasılsız taşınmazı kullanıp malik sıfatıyla yedinde bulundurduklarını iddia etmiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin 18-19.6.1968 tarihli ve 1966/19E., 1968/25K sayılı kararlarında olağanüstü kazandırıcı zamanaşımında kanundaki şartların dolmasıyla (nizamsız ve fasılsız olarak devam eden zilyetliğin 20. Yılını doldurması) mülkiyet hakkının kazanıldığı, mahkeme kararının ise tespit niteliğinde olduğu söylenmiştir. Bu nedenle taşınmazın mülk edinileceğine ilişkin meşru bir beklenti vardır.

Ancak 27.07.2004 tarihi itibariyle birinci ve ikinci derece arkeolojik sit alanlarının olağanüstü zamanaşımı yoluyla mülkiyete konu olabilme vasıfları yoktur.

Anayasa’nın 13. Maddesinde hak ve özgürlüklerin özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerle ancak kanun ile sınırlandırılacağı yazmaktadır. Anayasanın bütünselliği gereği tüm güvence ölçütlerinin Anayasa’nın 35. Maddesinde yer verilen hakkın kapsamının belirlenmesinde de gözetilmesi gerekmektedir.

İtiraz konusu kural kapsamında kalan sit alanı UNESCO tarafından da koruma altına alınmış ve yoğun kültürel miras taşıyan bir alandır. Bu nedenle buranın korunmasında kamu yararının gerçekleştirilmek istendiği ve ilgili kuralın meşru bir temele dayandığı görülmektedir.

Anayasa madde 13 gereği mülkiyet hakkı kamu yararı amacıyla, kanunla ve demokratik bir toplumda gerekli olduğu ölçüde sınırlandırılır. Bu sınırlama hakkın özüne dokunamaz, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.

Ölçülülük, ulaşılmak istenilen amaç ile kullanılan araç arasındaki gereklilik, elverişlilik ilişkisidir. Orantılı olmalıdır.

 

Sonuç

1. ve 2. Derece sit alanlarının zilyetlik yoluyla iktisap edilemeyeceğine ilişkin kanun kültür ve tabiat varlıklarını korumayı hedeflemekte, bu nedenle müdahale meşru bir hedefe dayanmaktadır. Kamu yararı amacıyla yapılmıştır. Zilyetlerin mülkiyeti kazanacağı yönündeki meşru beklentilerine yapılan bu müdahale kamu yararına ulaşmak için ölçülü bir müdahaledir. Bu düzenleme ortak kültür mirasının korunması için de elzem olduğundan Anayasa’nın 13. Maddesi kapsamında demokratik toplum düzenini gerçekleştirmek için elverişlidir.

Bu sebeple Anayasa’nın 2., 13., 35., ve 63. Maddelerine aykırı değildir.