| Okuma Süresi: 2 Dakika

NEFRET SÖYLEMİ NEDİR?

ST. AV. RUMEYSA DEMİR

Toplum, varlığını sürdürebilmek ve çıkarlarını gerçekleştirebilmek adına iş birliği halinde olan ve belli coğrafi mekânda ortak kültürü paylaşan, kurumsallaşmış etkileşim alanı geniş ilişkiler bütünüdür. Her toplumda söz konusu toplumun tarihi ve kültürü ile ilişkili olarak nefret söyleminin farklı biçimleriyle karşılaşılmaktadır. Söylemlerin içeriğine bakıldığında; toplumların gelenek ve görenekleri, yaşam biçimleri ve gelişmişlik düzeylerinin etkili olduğunu söyleyebilmekteyiz. İnsanların topluluk halinde yaşamaya başladığı tarihten itibaren, ötekileştirme kavramı ile iç içe olduğunu ve bu kavramın zaman içerisinde yabancılaşmaya, korkuya ve en sonunda nefrete dönüştüğü açıktır. Söylem olarak dile dökülen nefretin suça dönüşmesinin ardından iktidar savaşları meydana gelmekte ve beraberinde pek çok toplumsal problemi meydana getirmektedir.

Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu Tavsiye Kararında belirlenen ‘nefret söylemi’ tanımından yola çıkarak; ırkçılık nefreti, yabancı düşmanlığı ve hoşgörüsüzlüğe dayalı başka nefret biçimlerini yayan, cinsel yönelim açısından ayrımcılık ve düşmanlık şeklinde kabul gören kavramların varlığı, günümüz teknolojisi dahilinde yeni medya destekli olarak geniş kitleler üzerinde etkili olmaktadır. Bu konuda yeni medyanın önemi kaçınılmaz olmaktadır. Medya; kaynak içerikleri bakımından daha demokratik, özgür ve güvenilir bir profil sergilemelidir.

Türk Hukuku açısından, “Düşünce ve Kanaat Hürriyeti” başlıklı Anayasa md. 25 hükmü ile “Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti” başlıklı Anayasa md. 26 kapsamınca İfade Özgürlüğü koruma altına alınmaktadır. Ancak bu haklara yönelik sınırlamalar kanunlarla düzenlenmektedir. Buna göre hukukumuzda da nefret söylemi halinde ifade özgürlüğüne ilişkin sınırlamaların mevcudiyetiyle birlikte, Türk Ceza Kanunu’nun 122 ve 216. maddelerinde de bu husus ayrıca düzenlenmektedir ve bu maddeler kapsamında korunan hukuksal değerin kamu barışı olduğu açıktır. Kamu güvenliğinin bozulması, toplum düzeni açısından somut bir tehlikedir. Nefret söyleminin sınırları açısından ilk olarak, bir kişiyi veya bir grubu incitmek kişiliksizleştirmek, alçaltmak, küçük düşürmek, mağdur etmek veya bu kişi ve gruplara karşı duyarsızlığı ve düşmanlığı artırmak hedeflenmektedir. Nefret söylemiyle mücadelenin sadece hukuk vasıtası ile sınırlandırılması yeterli değildir. Çünkü; nefret söylemi yapı itibari ile tarih, sosyoloji ve eğitim gibi farklı alanlardaki gelişim düzeylerinden kaynaklanabilmektedir.

Nefret söylemiyle bağlantılı olarak çok sayıda dava Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından sonuca bağlanmış ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin temellerini oluşturan değerlere yönelik her türlü ifadede olduğu gibi, hoşgörüsüzlüğe tahrik eden veya onu haklı gösteren ifadelerin; ifade özgürlüğünü düzenleyen AİHS’nin 10. maddesiyle sağlanan korumadan yararlanamayacağı açıkça ve kuşkuya yer bırakmayacak biçimde ortaya koyulmuştur. İnsanlar arasında ayrım yapılması engellenerek kişilerin hukuken geçerli hak ve özgürlüklerden keyfi olarak yoksun bırakılmasının engellenmesi hususu, esas olarak korunmak istenen bir durum olması sebebiyle gerek ulusal gerek ise uluslararası düzenlemeler ile koruma altına alınmıştır. Bir kesiminin, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılanması ve bir kesiminin benimsediği dini değerlerin alenen aşağılanması suç tipleri bakımından; kişilerin onur, şeref ve saygınlıkları da korunan hukuksal değeri oluşturmaktadır.