| Okuma Süresi: 6 Dakika

MÜLKİYET HAKKININ İHLALİNE DAİR ANAYASA MAHKEMESİ KARAR İNCELEMESİ

STJ. YAĞMUR KAYHAN

OLAY

Olayda başvurucu 1968-1982 yılları arasında Gençlik Ve Spor Genel Müdürlüğünde, 1986-1988 yılları arasında da Gençlik ve Spor İzmir İl Müdürlüğünde T.C. Emekli Sandığına tabi memur olarak görev yapmıştır ve ayrıca başvurucu 1982-1986 yılları arasında ve 1988 yılında özel sektörde çeşitli şirketlerde Sosyal Sigortalar Kurumuna (SSK) tabi olarak çalışmıştır. SSK tarafından başvurucuya 01.10.1988 tarihi itibarıyla yaşlılık aylığı bağlanmıştır.

Anayasa Mahkemesi 05.02.2009 tarihli ve E.2005/40, K.2009/17  sayılı kararı ile 24.05.1983 tarihli ve 2829 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanun’un (“2829 sayılı Kanun”) 12. maddesinde yer alan “Son defa T.C. Emekli Sandığına tabi görevlerden emekliye ayrılan ve” ibaresini, Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle iptal etmiştir. Bu karar 05.06.2009 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmış olup 05.06.2010 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiştir.

Başvurucu 22.06.2010 tarihli dilekçesiyle Sosyal Güvenlik Kurumundan (SGK), Emekli Sandığı’na tabi olarak çalıştığı dönemler için kendisine emekli ikramiyesi ödenmesini talep etmiştir. SGK, talebi Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararlarının geriye yürüyemeyeceği gerekçesiyle 20.07.2010 tarihli reddetmiştir. SGK aynca kanun koyucu tarafından bu konuda yapılan yeni düzenlemeye işaret etmiştir. 19.09.2010 tarihli ve 5997 sayılı Kanun’un 14. maddesi ile 08.06.1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’nun 89. maddesinin birinci fıkrası “Son defa bu Kanun veya 5510 sayılı Kanunun geçici 4. maddesi hükümlerinin uygulanmasını gerektiren görevlerde çalışmakta iken emekliye ayrılan ve …” şeklinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemenin yürürlük tarihi ise 5997 sayılı Kanun’un 19. maddesi 01.06.2010 tarihi olarak belirlenmiştir. SGK’ya göre söz konusu iptal kararının yürürlüğe girmesinden önce yeni bir düzenleme yapılmış olduğundan emeklilik ikramiyesinin ödenmesi imkanı bulunmamaktadır.

Başvurucu 21.02.2011 tarihinde Ankara 16. İdare Mahkemesi’nde (Mahkeme), talebinin reddine ilişkin idari işlemin iptali ve bahse konu emekli ikramiyesinin yasal faiziyle birlikte kendisine ödenmesi istemiyle dava açmıştır.

Mahkeme ise 28.11.2012 tarihinde davanın kabulü ile dava +e karar vermiştir. Mahkeme, özetle farklı sosyal güvenlik kurumlarına tabi hizmetleri birleştirilmek suretiyle aylık bağlanan ancak Emekli Sandığı’na tabi bir görevden emekliye ayrılmadığı için kendisine emekli aylığı bağlanmayan başvurucunun hukuksal durumunu, Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarını gözeterek yorumladığını açıklayarak başvurucuya, belirtilen hizmet süreleri ve emekli aylıklarının bağlandığı tarihte yürürlükte bulunan katsayılar dikkate alınarak emekli ikramiyesi ödenmesine karar vermiştir.

Taraflarca karara itiraz edilmiş olup başvurucu, emekli ikramiyesi tutarının güncellenerek ödenmesine karar verilmesi gerektiğini belirterek ve SGK lehine hükmedilen vekalet ücretine itiraz etmiş; SGK, kararın esas yönünden bozularak kaldırılmasını talep etmiştir.

Ankara Bölge İdare Mahkemesi yapılan itirazlar neticesinde; 24.12.2013 tarihli kararı ile davalı SGK’nın itirazlarını reddetmiş, başvurucunun itirazlarını ise kısmen kabul etmiştir. Başvurucunun kararın ikramiye tutarının güncellenerek ödenmesi yönündeki istemin reddine ilişkin kısmına ilişkin itirazlarının reddine ve buna dayalı olarak SGK lehine vekalet ücreti ödenmesine ilişkin hüküm bölümünün ise kaldırılmasına karar verilmiştir. Çünkü; Bölge İdare Mahkemesince, başvurucunun emekli ikramiyesinin güncellenerek ödenmesi yönündeki talebinin esas tazminat isteminin dışında farklı bir talep olarak değerlendirilemeyeceği ve dolayısı ile de Mahkemece bu hususta ayrı bir hüküm kurulamayacağı ve buna dayalı olarak SGK lehine de vekalet ücretine hükmedilemeyeceğine karar vermiştir.

Akabinde; başvurucu 06.03.2014 tarihinde SGK’ya başvuruda bulunarak lehine sonuçlandığını belirttiği Mahkeme kararının uygulanması ve bu karar çerçevesinde emekli ikramiyesinin güncellenerek ödenmesi talebinde bulunmuştur. Bunun üzerine SGK 07.05.2014 tarihinde başvurucuyu bir yazı ile bilgilendirmiştir. Bu yazıda, başvurucuya birleştirilen hizmet süreleri üzerinden 01.10.1988 tarihinden itibaren aylık bağlandığı ifade edilmiştir. SGK aynca emekli aylığının bağlandığı tarihte geçerli kat sayılar esas alınarak 2,27 TL ikramiye ve idareye başvuru tarihi esas alınarak 0,54 TL yasal faiz hesaplandığını belirterek hesaplanan bu tutarların 08.03.2013 tarihinde tahakkuk ettirilerek ödendiğini bildirmiştir.

Başvurucu 28.05.2014 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmuştur.

 

 

ANAYASA MAHKEMESİ’NİN GÖRÜŞÜ

Başvurucunun, yargı kararının yerine getirilmesi hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiası bakımından;

Başvurucu farklı sosyal güvenlik kurumlarındaki hizmet süreleri birleştirilmekle beraber kendisine emekli ikramiyesi ödenmemesi üzerine SGK’ya yaptığı başvurunun reddedildiğini ifade etmiştir. Başvurucu; bunun üzerine açtığı davada ise Mahkemece dava konusu işlemin iptaline karar verildiğini, karara yaptığı itirazın Bölge İdare Mahkemesince kabul edildiğini ve bu karara göre emekli ikramiyesinin güncellenerek kendisine ödenmesi gerektiğini belirtmiştir. Ancak başvurucuya göre SGK, bu kararı yok saymış ve ilk derece mahkemesinin kararı doğrultusunda eksik ikramiye ödemesi yapmıştır. Başvurucu, bu sebeple adil yargılanma hakkı kapsamında yargı kararının icra edilmesi hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan değerlendirmede; somut olayda SGK tarafından başvurucunun açtığı davada verilen kararların gözetilerek başvurucuya makul bir süre içinde ödeme yapıldığı görülmekte olduğu ve başvurucunun ödemenin yapılmadığına ilişkin bir şikayetinin de olmadığı değerlendirmesi yapılmıştır. Bununla birlikte; başvuru konusu yargı kararının SGK tarafından eksik veya yanlış uygulanması gibi bir durumun da söz konusu olmadığı anlaşılmaktadır. Zira; Bölge İdare Mahkemesince, emekli aylığının bağlandığı tarihte yürürlükte olan katsayılar dikkate alınarak hesaplanacak emekli ikramiyesinin başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte başvurucuya ödenmesi yönündeki hüküm bölümü kaldırılmamıştır. Diğer bir deyişle Bölge İdare Mahkemesi, asıl tazminat talebini değerlendirerek bu şekilde hüküm kurulmasının yeterli olduğunu, ayrıca kısmi redde ve vekalet ücretine yol açacak şekilde hüküm verilemeyeceğini belirtmiştir. Dolayısıyla Bölge İdare Mahkemesi kararının başvurucunun belirttiği gibi emekli ikramiyesinin ödeme tarihindeki katsayılara göre ödenmesi yönünde bir hüküm ve gerekçe içermediği açıktır. Bu durumda yargı kararının yerine getirilmesi hakkı yönünden açık ve görünür bir ihlal bulunmadığı değerlendirmesi yapılarak yargı kararının yerine getirilmesi hakkının ihlal edildiği iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

Başvurucunun, mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiası bakımından;

Başvurucu, emekli ikramiyesinin ödeme tarihindeki katsayılar esas alınarak ödenmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucuya göre ikramiye ödemesinde ödeme tarihlerinin değil de emekli aylığının bağlandığı tarihin esas alınması alacağın değer kaybetmesine yol açmaktadır.

Başvuru konusu olayda derece mahkemelerinin de tespit ettiği üzere başvurucuya emekli ikramiyesinin ödenmemesinin mülkiyet hakkına müdahale olduğu açıktır. Anayasa Mahkemesince yapılan değerlendirmede; başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilen alacağının enflasyon karşısında değer kaybına uğratılarak ödenmesi şeklindeki müdahalenin, mülkiyetten barışçıl yararlanmaya ilişkin birinci kural çerçevesinde incelenmesi gerektiği belirtilmiştir.

Değerlendirmede devamla; söz konusu ikramiye alacağının SGK tarafından başvurucuya ödendiğinin anlaşıldığı; ancak başvurucuya bu alacağın ödenmiş olmasının tek başına başvurucunun mağdur sıfatını ortadan kaldırmadığı belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesi’ne göre; başvurucunun mağdur sıfatının ortadan kalkabilmesi için ileri sürülen ihlalin hem zamanında hem de mağdurun bu hakkı kullanamadığı süre göz önüne alınarak telafi yoluna gidilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla müdahalenin niteliğini dikkate alan Anayasa Mahkemesi, hukukun uygulanmasına dair kamusal makamların yaklaşımının Anayasa’nın 35. maddesindeki gereklilikleri karşılayıp karşılamadığı konusunda müdahalenin takip edilen meşru amacı gerçekleştirmede başarılı olup olmadığını ve ölçülülüğünü sorgulamıştır. 

Anayasa Mahkemesi; başvuru konusu olayla benzer mahkemeler önüne götürülen ve mahkemelerce ilgililer için emekli ikramiyesi ödenmesi hakkı doğduğuna ancak ödemelerin kanun gereği emekliye ayrılma tarihindeki katsayılar üzerinden yapılmasına karar verildiği değerlendirmesi yapmış ve ödeme tarihindeki katsayılar üzerinden ödeme yapılması ve/veya güncelleme taleplerinin benzer davalarda reddedildiğini belirtmiştir. Dolayısıyla da; derece mahkemelerinin emekli ikramiyesinin, aylık bağlandığı tarihteki memur maaş katsayısı üzerinden hesaplanarak ödenmesi yönündeki yorumunun keyfi ve öngörülemez nitelikte olduğunun söylenemeyeceği değerlendirmesinde bulunmuştur.

Bununla birlikte; Anayasa Mahkemesi aşağıdaki önemli hususlarda değerlendirmede buşunarak mülkiyet hakkının ihlal edildiğini belirtmiştir.

“… müdahalenin ölçülü olup olmadığının, başvurucunun “emekli ikramiyesi alacağının” değer kaybına uğratıldığı yönündeki şikayetinin de dikkate alınarak değerlendirilmesi zorunluluğu bulunmaktadır.

SGK tarafından başvurucuya 01.10.1988 tarihinde yaşlılık aylığı tahsis edilmiştir. Derece mahkemeleri de bu tarihi esas alarak emekli ikramiyesinin başvurucuya ödenmesine karar vermişlerdir. Dolayısıyla yapılan yargılama neticesinde geriye dönük olarak başvurucunun emekli ikramiyesinin mevcut olduğunun tespit edildiği görülmektedir. Nitekim Danıştay içtihatlarında da emekliliğin, memuriyet statüsünün değişmesine neden olan ayrı bir statü olması sebebiyle bu statünün başlangıcının da aylığın bağlandığı tarih olduğu, emekli aylığının da ödenecek ikramiyenin bir unsuru ve ölçüsü olup emekli aylığı belirlendikten sonra buna göre ikramiye ödendiği belirtilmiştir. Danıştay; emekli aylığının bağlandığı tarih itibarıyla hak kazanılan yoksun kalınan ikramiye farkı yönünden tazmini gereken zararın, zarara neden olan bu işlemin tesis olunduğu tarihteki hukuksal duruma göre hesaplanması gerektiğini kabul etmektedir (bkz. § 24). Ancak derece mahkemelerince başvuru tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine karar verilmiştir. Bu sebeple SGK tarafından başvurucuya 0,54 TL faiz ödemesi yapılmıştır. Başvurucunun uzun bir süre idareye müracaat etmediği söylenebilirse de bu müracaatın ancak Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararları sonucunda mümkün olabildiği de dikkate alınmalıdır.

Dolayısıyla yukarıdaki verilere göre başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilen 2,27 TL tutarındaki alacağının değer kaybım telafi edecek fark 10.369,73 TL’dir. Buna karşılık derece mahkemelerince başvurucunun alacağına 22.06.2010 tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine karar verilmiş olup bu doğrultuda başvurucuya yalnızca 0,54 TL tutarında faiz ödemesi yaplldığı görülmektedir. Buna göre başvurucuya yapılan faiz ödemesine rağmen alacağının ödenmesine kadar olan dönemde enflasyonda meydana gelen artış % 456.792 oranında olmuştur.

Başvurucuya emekli ikramiyesi ödenmemesi suretiyle yapılan müdahale yönünden derece mahkemelerince Anayasa Mahkemesinin iptal kararları da gözetilerek emekli ikramiyesinin başvurucuya ödenmesine karar verilmiştir. SGK tarafından da yargılama neticesinde hükmedilen emekli ikramiyesinin başvurucuya ödendiği anlaşılmaktadır. Bu bakımdan başvurucunun mağduriyeti giderilmiş durumdadır. Öte yandan başvurucunun ikramiye hesabında ödeme tarihindeki katsayıların esas alınması talebinin somut bir temele dayalı olmadığı, hesaplama yöntemi ve esasları bakımından takdir hakkının derece mahkemelerine ait olduğu değerlendirilmiştir. Bununla birlikte yargılama makamlarının başvurucunun emekli aylığının bağlandığı 01.10.1988 tarihi itibarıyla emekli ikramiyesine hak kazandığını tespit ettikleri görülmektedir. Nitekim ikramiyenin hesabı da bu tarihteki katsayılara göre yapılmıştır. Ancak başvurucunun bu ikramiye alacağına SGK’ya başvurduğu 22.06.2010 tarihinden itibaren yasal faiz işletilmiş olup bu faiz ödemesinin ise başvurucunun alacağında enflasyon nedeniyle meydana gelen değer kaybını karşılamadığı ortadadır.

Sonuç olarak başvurucunun emekli ikramiyesine hak kazandığı tarihten ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen yirmi beş yıllık süredeki enflasyon oranları dikkate alındığında mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilen söz konusu alacağın değer kaybına uğratılarak ödendiği anlaşılmaktadır. Belirtilen değer kaybının miktarı gözetildiğinde müdahaleyle başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağandışı bir külfet yüklendiği, bu sebeple söz konusu müdahalenin kamunun yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengeyi başvurucu aleyhine bozduğu sonucuna varılmıştır.”

6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

30.03.2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1)Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar. verilir. İhlal kararı verilmesi halinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hallerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

Başvurucu tarafından 33.000 TL maddi ve 5.000 TL manevi tazminat talebinde bulunulmuştur.

Anayasa Mahkemesi tarafından başvuruda mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan değerlendirmede mülkiyet hakkının ihlali nedeniyle başvurucunun uğradığı zarar miktarının, mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilen alacağının uğradığı değer kaybı bedeli olduğu belirtilmiştir. Bu değer kaybı bedelinin ise 10.369,73 TL olduğu kararda belirtilmiştir. Belirtilen tutardan yapılan 0,54 TL tutarında faiz ödemesi de mahsup edildiğinde maddi zararları karşılığında başvurucuya net 10.369, 19 TL maddi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerektiğine karar verilmiştir.

GÖRÜŞLERİMİZ

İşbu Karar, mülkiyet hakkı değerlendirmesi bakımından oldukça önemli bir karardır. Zira; idarece ödenmesi gereken bir tutarın ödenmesinin mülkiyet hakkına ihlali ortadan kaldırmadığı, eğer fiili ödeme tarihi ile tutarın ödenmesi gereken tarih arasında belli bir süre geçtiyse ve değer kaybı da varsa, bu durumun da mülkiyet hakkına müdahale olduğu kabul edilmiştir.