| Okuma Süresi: 5 Dakika

KISMİ DAVA VE BELİRSİZ ALACAK DAVALARI ARASINDAKİ KESİNLİK SINIRI SORUNU

ST. AV. KÜBRA ÇALIŞKANÖZTÜRK

Belirsiz alacak davası, Hukuk Muhakemeleri Kanunu madde 107’de, kısmi dava ise Hukuk Muhakemeleri Kanunu madde 109’da ilk kez düzenlenerek yasal mevzuatımıza dahil olmuşlardır. Konu itibari ile belirsiz alacak davasının hangi koşullarda açılabileceği ile koşulları oluşmadan açılmış bir belirsiz alacak davasının oluşturduğu hukuki sorunlar incelenerek, yasal mevzuatımızda belirsiz alacak davası ile kısmi dava arasındaki sınırın nasıl belirleneceğine dair uygulamada karşılaşılan durumlar üzerinden incelemelerde bulunulmuştur. Bu çalışmada söz konusu sorunlar ile ilgili olarak belirsiz alacak davası ile kısmi dava açma koşulları ve aralarındaki yasal sınırlar ele alınmış, doktrin görüşlerinden ve yargı kararlarından faydalanılarak fikir üretilmeye çalışılmıştır.

BELİRSİZ ALACAK DAVASININ HUKUKİ NİTELİĞİ

1.Belirsiz Alacak Davası Kavramı

Hukuken davacının, davalının bir şeyi yapmaya, bir şey vermeye veya bir şeyi yapmamaya mahkûm edilmesini talep ettiği dava türüne eda davası denir. Belirsiz alacak davası da alacaklının bir alacağına istinaden borçluyu bir edaya mahkûm etmesi sebebiyle eda davası çerçevesinde değerlendirilir.[1]

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 119 maddesinin ‘ğ’ bendinde değinildiği üzere davacı, dava dilekçesinde ‘Açık bir şekilde talep sonucunu’ yazmak zorundadır.

Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenilemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hallerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. (HMK madde 107) Kanaatimce, söz gelimi kanun maddesi alacağının takribi değerinin hesaplanmasının beklenilemediği durumlarda alacaklı lehine hakkaniyetin sağlanması amaçlamıştır. Hukuken alacaklı ve borçlu alacağın gerçek miktarı için bir anlaşmaya varmalıdırlar. Eğer bir anlaşmaya varılamaz ise de hâkim, hakkaniyete göre bir miktar belirleyebilecektir.2

Ayrıca belirtmek gerekir ki, alacaklı için açılan belirsiz alacak davası, açıldığı andan itibaren tüm alacaklar için zamanaşımını bertaraf eder.[2]

           2.Belirsiz Alacak Davasının Koşulları

 Talep Sonucunun Miktarının Belirlenmesinin İmkânsız veya Davacıdan Beklenemeyecek Olması

HMK 107. maddesi gereği çizilen sınır dolayısıyla, belirsiz alacak davası açan davacının dilekçesinde belirtmiş olduğu talep ‘geçici talep’ olup, davacının alacağını belirleyebildiği kadarını belirttiği bu geçici talebini daha sonra ‘kesin talep’ olarak arttırılabilecektir.4 Pekcanıtez; alacağının miktarının belirlenmesinde iki durum üzerinde durmuştur ; talep sonucunun belirlenmesi biyolojik nedenlerle ve hukuki nedenle olabilecektir.4  Baki Kuru; alacaklının talep edeceği alacaklarının likit olmayan alacaklar olması gerektiğini belirtmiştir.

Dava Dilekçesinde Geçici Talep Sonucunu Belirtmesi

Hukuken, HMK 107/2 maddesine istinaden kanun koyucu belirsiz alacak davası dahi olsa davanın başlangıcında belirli bir meblağın talebinde bulunulması gerektiğinin altını çizmiştir.[3] Bu konu hakkında Pekcanıtez ; Belirsiz alacak davası açan davacı, dava dilekçesinde alacağının tam olarak belirlememekle beraber, talep ettiği az miktarı belirtmek zorundadır şeklinde açıklamıştır.[4]  Baki Kuru ; Belirsiz alacak davasında, karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini arttırabilir, demiştir.[5] Karaaslan ; likit olmayan alacaklarda alacağın miktarının belirli olmadığı veya belirlenmesinin de mümkün olmadığı durumlarda, alacaklı ve borçlunun bu konuda anlaşmaya varmasını, anlaşılamadığı takdirde ise alacağın tespitinin bir mahkeme kararı ile mümkün kılınabileceğini belirtmiştir.[6]

Belirsiz Alacak Davası Açan Davacı, Talep Sonucunu Dayandırdığı Tüm Vakıaları Eksiksiz Olarak Bildirmelidir

Belirsiz alacak davasında, talep sonucunu davacı belirtemese bile, talep sonucunun dayandığı tüm vakıaları eksiksiz olarak mahkemeye sunması gereklidir. Çünkü burada belirsiz olan durum dava değil, alacağın miktarı veya değeridir.[7] HMK 119/1-e, gereğince de davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların belirtilmesi zaruridir. Dolayısıyla yine HMK 119/2’ye göre; Birinci fıkranın (a), (d), (e), (f) ve (g) bentleri dışında kalan hususların eksik olması hâlinde, hâkim davacıya eksikliği tamamlaması için bir haftalık kesin süre verir. Aksi halde dava açılmamış sayılır.

KISMİ DAVANIN HUKUKİ NİTELİĞİ

1.Kısmi Dava Kavramı

HMK 109/1 hükmüne göre; talep konusu alacağın niteliği itibari ile bölünebilir olduğu durumlarda kısmi dava açılabilir.

6100 sayılı HMK’nın 109 maddesince düzenlenen kısmi davanın 2. bendi ‘Talep konusunun miktarı, taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi dava açılamaz.’ 11.04.2015 tarihli, 29323 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 01.04.2015 tarihli 6644 numaralı Yargıtay Kanunu ile Hukuk Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 4. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır.[8] Bu maddenin mülga olmasıyla birlikte doktrinde çeşitli tartışmalar ortaya çıkmıştır. Şöyle ki; Pekcanıtez/Atalay/Özekes ; HMK 109/2 maddesinin amacının amaç dışı kullanımların önüne geçilmek istenildiğini belirtmiş, davacının kısmi dava açmakta hukuki yararının bulunmadığı kabul edildiği takdirde kısmi davanın yarar yokluğu nedeniyle reddi gerektiğini belirtmiştir.[9]  Baki Kuru ise ; HMK 109/2’nin yürürlükte olduğu dönemde sadece niteliği itibariyle belirli alacaklar bakımından kısmi davanın öldüğü; HMK m. 109 hükmünün ölü doğduğu görüşünü benimsemiştir.[10] Karaaslan ; bu bendin (HMK 109/2) Anayasanın 2, 13, 36 ve 141. Maddelerine aykırı olduğu ve dolayısıyla hak arama hürriyetine engel teşkil ettiğini savunmuştur.[11]

Belirsiz Alacak Davası ve Kısmi Davada Kesinlik Sınırı Sorunu

Öncelikle belirtmek gerekir ki, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda istinaf başvurusunu düzenleyen 341. madde ve temyiz başvurusunu düzenleyen 361. Maddede belirtilen sürelerde davası sonuçlanan davacı ve davalıya, mahkemenin kararı ile birlikte başvuracağı bir sonraki kanun yolu bildirilir ve kararın sonuçlandığı tarihteki kesinleşme sınırı baz alınarak tarafların istinaf veya temyize başvurması durumu karara şerh edilir. Dolayısıyla kesinlik sınırı kamu düzenine ilişkindir. Yargıtay kararları uyarınca kesinlik sınırı;

Birleştirilen davalarda, temyiz sınırı her dava için ayrı ayrı belirlenir.

İhtiyari dava arkadaşlığında, temyiz sınırı her dava arkadaşının davası için ayrı ayrı belirlenir.

Karşılık davada, temyiz sınırı asıl dava ve karşılık dava için ayrı ayrı belirlenir.

Tespit davalarında, temyiz sınırı tespit davasının öncüsü olduğu eda davasının miktar ve değerine göre belirlenir.

Alacağın bir kısmının dava edilmesi halinde kısmi davada kesinlik sınırı, dava edilen miktara göre değil, alacağın tamamına göre belirlenir.

Belirsiz alacak davasında kesinlik sınırı ise işçilik alacaklarında farklılık göstermekle birlikte; Yargıtay 9.Dairesi Kararlarınca şu şekilde açıklanmıştır;

“İş yargılamasında sıklıkla davaların yığılması söz konusu olmakla birlikte aynı dava dilekçesinde talep yığılması şeklindeki bazı alacaklar için belirsiz alacak davası bazıları için kısmi dava açılmasına yasal bir engel bulunmamaktadır. Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti ve ücret alacakları işçi tarafından bilinmekle kural olarak belirsiz alacak davasına konu edilmez. Ancak hesabın unsurları olan sosyal hakların (ayni olarak sağlanan yemek yardımı gibi) miktarının belirlenmesi işveren tarafından sunulacak belgelere veya yargılama ile belirlenecek ise kıdem ve ihbar tazminatı belirsiz alacak davasına konu edilebilir.”

SONUÇ

Görüldüğü üzere hak arama hürriyeti ile hukukun haksızlığa uğrayan veya mağdur duruma düşecek olacaklar için sağlanmış olan belirsiz alacak davası ile kısmi dava hakları aslında beraberinde birçok sorunun da doğmasına sebebiyet vermiştir. Şöyle ki; belirsiz alacak davası olarak açılan bir çok dava, koşullarını sağlayamadığı durumlarda bir çok kez usulden reddedilmiş ve kısmi davada da zamanaşımının belirlenebilen miktar üzerinden başlayıp, kalan kısım için beraberinde yine defi sorununu getirmektedir. Belirsiz alacak davasında da kısmi dava da genel olarak yargılama giderlerinin davalı üzerine bırakılması durumu da diğer tartışılan sorunlar arasındadır. Fakat değinmek isterim ki asıl temel sorun bu iki dava türünün kesinlik sınırının belirlenmesinde yaşanılan hatalar mağduriyet durumunu arttırmış vaziyettedir. Örnek vermek gerekirse Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2016/14343 esas, 2017/7614 karar numaralı kararı uyarınca;

“İşçilik alacaklarının tahsili istemi ile açılmış olan bu davada ‘Miktar ve değeri temyiz kesinlik sınırını aşmayan taşınır mal ve alacak davalarına dair nihai kararlar HMK 362/2 maddesi uyarınca temyiz edilemez.’ denilmiştir. Dolayısıyla işçilerin uğramış oldukları mağduriyet karşısında mahkeme huzurunda ibra ettikleri alacak miktarları her bir işçi için ayrı ayrı değerlendirileceğinden kısmen kabul edilen asıl ve birleşen davada yargı kararlarınca; kıdem, ihbar tazminatı ile yıllık izin ücreti, ücret alacakları dürüstlük kuralı gereğince işçi tarafından bilinebilir ve ispatı mümkün alacaklar olduğundan, belirsiz alacak davasına konu olması mümkün olamaz. Dolayısıyla kısmen kabul edilen konu işçilerin sosyal haklarıdır. Fakat davalılarca temyiz edilen miktar karar tarihi itibari ile kesinlik sınırını geçmediğinden temyiz itirazları usulden reddedilmiştir. “

Kanaatimce; tüm bu bilgiler ışığında belirsiz alacak davası ile kısmi davanın koşullarını kanunun lafzı gereği doğru şekilde yorumlamak gerekse de oluşan hakkaniyetsiz durumların önlenmesi açısından Varol KARAASLAN ‘ın “Bir Madalyonun İki Yüzü Mü ? ” adlı makalesinde de belirttiği gibi her iki davanın tek bir maddede düzenlenmesi bu karmaşıklıkları bir nebze önleyecektir.

KAYNAKÇA

PEKCANITEZ/ATALAY/ÖZEKES, Medeni Usul Hukuku, Ankara-2014, 2.Baskı

BAKİ KURU, Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, İstanbul-2016

DOÇ.DR. VAROL KARAASLAN / Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, S. 1, Cilt 13, Bir Madalyonun İki Yüzü Mü ?   ( https://www.jurix.com.tr/article/11864)

PROF. DR. SÜHA TANRIVER, Medeni Usul Hukuku, Cilt 1 , Ankara – 2016 

Dipnot:

[1] Pekcanıtez/Atalay/Özekes Medeni Usul Hukuku, Ankara-2014, 2.Baskı s.254

[2] HGK E. 2015/9-3162 K. 2018/369, 02.06.2016 T.

‘… Davacı, söz gelimi bir tazminatın tahsili yerine alacağın miktarının ve borçlunun sorumlu olduğunun tespitini hedefleyen bir dava açabilir, açabilmelidir. Bu dava, zamanaşımını kesecek, davada istihsal olunan ilam genel haciz yoluyla takibe konabilecek, itiraz halinde borçlunun göze alamayabileceği icra-inkar tazminatı yaptırımı devreye girebilecektir…’

[3] HMK 107/2 ;  Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini arttırabilir.

[4] Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s.256

[5] Baki Kuru, s.148

[6] Karaaslan, Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Belirsiz alacak davası / Kısmi dava / Bir madalyonun iki farklı yüzü, 2.sayı/2017

[7] Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s.256

[8] YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ E: 2016/9439 K : 2016/20193 T : 3.11.2016

[9] Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s.265

[10] Baki KURU, s. 146

[11] Karaaslan , Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, S. 1, Cilt 13, Bir Madalyonun İki Yüzü Mü ?