| Okuma Süresi: 6 Dakika
|

Kefalet Sözleşmesinde Geçerlilik Şartları ve İstisnaları

ADEM BURAK YILMAZ ELİF NUREFŞAN YÜCE
Kefalet Sözleşmesinde Geçerlilik Şartları ve İstisnaları

Kefalet Sözleşmesinde Geçerlilik Şartları ve İstisnaları Nelerdir?

Türk hukukunda kefalet sözleşmesi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) 581 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. Kefalet sözleşmesi, TBK’nın 581. maddesinde; “…kefilin alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği sözleşmedir.” şeklinde tanımlanmıştır. Anılan maddede açıklandığı üzere, kefil, kefalet sözleşmesiyle asıl borçlunun, borcunu hiç veya gerektiği gibi ifa etmeme riskini alacaklıya karşı kişisel olarak üstlenir.

Kefalet sözleşmesinin en önemli özelliklerinden birisi ise fer’i nitelikte oluşudur. Kefilin borcunun doğuşu, devam ve ifa mecburiyeti açısından asıl borca bağlıdır. Kefalet sözleşmesinin söz konusu niteliği gereği, kefalete asıl borçtan daha fazla bir borç yükletilemez.

Kefalet sözleşmesinin bir diğer özelliği ise talilik olup, asıl borçluya karşı takip yapılıp bu takip semeresiz kalmadan kefile yöneltilmemektedir.[1]

Hepimizin de bildiği gibi borç ilişkisi söz konusu olduğunda alacaklının en büyük korkusu bahsi geçen borca kavuşamamasıdır. Bu doğal korkunun ışığında borç için teminat yani güvence dediğimiz hukuksal kurum doğmuştur. E tabi hukuk dallanıp budaklanmayı sever bunun da üzerine teminat türleri oluşmuştur; ayni ve şahsi teminat olarak ikiye ayrılmışlardır.

Bizim üzerinde duracağımız Kefalet Sözleşmesi ise şahsi teminat grubuna girmektedir. Kefalet, borçlu borca aykırı davrandığında alacaklıya sözleşmede kararlaştırılan miktarı ödetir yani demek ki burada bir ana sözleşme olmalıdır ki bu sözleşmede var olan borcu güvence altına almak için bir ek sözleşme yapılsın. Yani kefalet sözleşmesi bir sözleşmeye dayanmalıdır ve şahsi teminat türü olmasından dolayı da muhakkak bir üçüncü kişinin varlığı gerekmektedir. Bu üçüncü kişinin üstlendiği sorumluluk kişisel sorumluluktur.

Ancak, burada ayni teminattan farklı olarak alacaklının, kefilin hangi borcuna başvurarak zararını tahsil edeceği belirsizdir. Tabi burada da borçlunun borcunu ifa etmemesi halinde alacaklıya kefalet sözleşmesinde taahhüt ettiği miktarı ödemeyi üstlenir yani söz konusu borç borçlunun hiç ya da gereği gibi ifa etmediği borç değildir.

Kefaletin Geçerlilik Koşulları Nelerdir?

1. Geçerli Bir Asıl Borcun Varlığı

a) Mevcut ve Geçerli Borca Kefalet

TBK md. 582/1 kefaletin mevcut ve geçerli borç için yapılabileceği söyler. Mevcut borçtan kasıt kefalet sözleşmesinin yapıldığı tarihte, alacaklı ve borçlu arasında borç doğuran ilişkinin kurulmuş olmasıdır (borcun muaccel olması gerekmez borcun varlığı yeterli). Geçerli borçtan kasıt ise borcun geçerlilik koşullarına sahip olmasıdır yani sözleşmenin kurucu ve geçerlilik koşullarına sahip olmasıdır. Tarafların sözleşme ehliyetinin varlığı (Türk Medeni Kanunu (TMK) 9 vd), şekil şartı var ise bunun varlığı (TBK 12 vd), hukuka, ahlaka aykırı olmaması, ifasının imkansız olmaması (TBK 27), kişilik haklarını ihlal edici nitelikte olmaması, irade bozuklukları nedeniyle hükümsüz olmaması (TBK 30 vd), muvazaa nedeniyle hükümsüz olmaması (TBK 19 vd) gerekir.

TBK 582/2’de irade bozukluğu nedeniyle geçersiz sözleşmeye kefaletin bazı koşullar altında mümkün olduğu istisnası düzenlenmiştir. Borç ilişkisinde yanılma hali nedeniyle hükümsüz ya da borçlunun ehliyetsizliği nedeniyle borçtan sorumlu olmadığı bir borca kefalette kefil sözleşme akdettiği tarihte yanılmayı veya ehliyetsizliği biliyorsa buna rağmen kefalet verdiği için bundan kefil sıfatıyla sorumlu olur.

Ayrıca borç haksız fiil veya sebepsiz zenginleşmeden doğan bir borç ise bunun yasal koşullarının gerçekleşmiş olması gerekir.

Yine bir istisna olarak belirtmek gerekir ki kefalet sözleşmesinin kurulduğu anda alacaklı ile borçlu arasındaki borç ilişkisi geçerli olduğu halde sonradan hükümsüz hale gelmesi nedeniyle bir zarar ya da ceza koşulu doğmuşsa bundan dolayı kefilin de sorumlu tutulması mümkün değildir.

b) Gelecekte Doğacak veya Koşula Bağlı Borca Kefalet

TBK 582’de; ‘’gelecekte doğacak veya koşula bağlı bir borç için de borç doğduğunda veya koşul gerçekleştiğinde hüküm ifade etmek üzere kefalet sözleşmesi kurulabilir’’ denmektedir.

c) Yanılma veya Ehliyetsizlik Sebebiyle Geçersiz Borca ya da Zamanaşımına Uğramış Borca Kefalet

daha önce de bahsettiğimiz gibi asıl borç geçerli değilse kefalet sözleşmesi hüküm ve sonuç doğurmayacaktır. TBK 582/2 ‘de bu kurala irade bozuklukları hallerinden yanılma ve ehliyetsizlikle ilgili olmak üzere 2 istisna getirilmiştir. Önemli olan bu iki geçersizlik sebebiyle borçlu için sorumluluk doğurmayan bir borca kişisel güvence veren kişinin bunu verdiği tarihte bu geçersizlik sebebini bile bile bu güvenceyi vermiş olmasıdır. Alacaklı borçlu ile akdettiği asıl borç ilişkisinde yanılmayı veya ehliyetsizliği bilen kişinin buna rağmen güvence verdiğini kanıtlarsa kişi kefil olarak sorumlu tutulabilecektir.

TBK 582’de; ‘’..aynı kural borçlu yönünden zamanaşımına uğramış bir borca kefil olan kişi hakkında da uygulanır’’ demektedir. Alacaklının borçludan olan borcu zamanaşımına uğramış ise borçlu zamanaşımı savunmasında bulunarak edimi ifadan kaçınabilir (TBK 161) böyle bir borca rağmen kefil olan kişi asıl borçlunun borcunu ifa etmemesi halinde kefalet sözleşmesi gereğince sorumlu tutulabilir ancak tabi burada kefilin bu durumu bile bile kefil olması gerekmektedir. Önemli olan kefalet sözleşmesinin yapıldığı sırada zamanaşımına uğramış bir borç ve kefilin bunu biliyor olmasıdır.

d) Kumar ve Bahisten Doğan Borca Kefalet

TBK 591/4’te hükme bağlanmıştır buna göre kumar ve bahisten doğan borçlarda borcun bu niteliğini bile bile kefil olsa bile borçlu borcunu ifa etmezse kendisine başvuran alacaklıya karşı aynen borçlu gibi ‘’borcun kumar ve bahisten doğan eksik borç olduğunu’’ kanıtlayarak ifadan kurtulabilir.

2. Kefalet Ehliyeti

Kefalet sözleşmesinde alacaklı bakımından bir özellik yoktur, genel hükümler geçerlidir. Bu nedenle tam ehliyet sıfatına sahip kişi alacaklı sıfatıyla kendisi veya yetkili temsilcisi aracılığıyla kefalet sözleşmesi yapabilirken sınırlı ehliyetsiz kişiler ise yasal temsilcileri aracılığıyla kefalet sözleşmesi yapabilirler.

Kefilin ehliyeti bakımından ise özellik vardır. Kefilin muhakkak tam ehliyetli olması gerekir, sınırlı ehliyetliler yasal temsilcileri aracılığıyla bu sözleşmeyi akdedemezler. TMK 449 vasi için ‘’yasak işlemler’’ başlığı altında ‘’Vesayet altındaki kişi adına kefil olmak… yasaktır’’ hükmü vardır.

Ayrıca alacaklı bakımından olmamasına rağmen kefil olan kişinin evli olma durumunda kefillik için eşinin rızası aranmaktadır yani kefalet ehliyeti ve özgürlüğü burada eşin rızası ile kısıtlanmış diyebiliriz.

3. Kefalet Sözleşmesinin Yazılı Şekilde Yapılması

Kefalet sözleşmesi yazılı geçerlilik koşuluna tabi tutulmuştur. Bu sözleşmenin yazılı olması, kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihiyle, müteselsil kefalet türü söz konusu ise bu anlama gelen bir ifadenin kefilin el yazısı ile yazılması koşuluna yer vermiştir. Kefalet sözleşmesi metninin kimin tarafından yazıldığı önemli değildir ancak bahsettiğimiz unsurlar (azami miktar, tarih, müteselsil kefalet türü) bizzat kefilin el yazısı ile yazılıp imza atılmalıdır.

Nitekim, Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında[2] bu durumu, “davanın esaslı şartlarından olan hak vücut bulmamış ve kanun tarafından himaye edilmemiş ise diğer tarafın talebini beklemeksizin hakimin bu davayı dinlememesi ve reddetmesi icap eder. Aksi takdirde hakimin dava edileni borçlu olmadığı ve davacının talebe hakkı bulunmadığı bir şey’le mahkum etmesi gibi batıl bir netice husule gelir… Bu itibarla kefalet senedinde kefilin ödeyeceği muayyen bir miktarın gösterilmiş olup olmadığı ve senetten böyle muayyen bir miktarın anlaşılması kabil olup olamayacağı hususunun hakim tarafından resen nazara alınması lazım geldiğine… karar verildi” şeklinde tespit etmiştir.[3]

4. Kefil evli ise eşinin rızası

Kefalet sözleşmelerinde eş rızasıyla ilgili olarak TBK’nın “Eşin Rızası” başlıklı 584. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında, “Eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir; bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır.

Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumlu olacağı miktarın artmasına veya adi kefaletin müteselsil kefalete dönüşmesine ya da kefil yararına olan güvencelerin önemli ölçüde azalmasına sebep olmayan değişiklikler için eşin rızası gerekmez.” hükmüne yer verilmiştir. Kanun koyucu, evli kişinin kefil olabilmesi için eşinin rızasının aranması koşulunu emredici nitelikte düzenlediğinden, taraflarca bunun aksine anlaşmalar yapılamaz veya eşler bundan feragat edemez.[4]

Bazı hukuksal işlemlerin eşlerin evlilik yaşantısını etkilemesi sebebiyle TBK 584 konu hakkında düzenleme getirmiştir.

TBK’nın bu hükmü yürürlüğe girmesinden sonra ticari hayat süjeleri ilgili işlerde verecekleri kefaletin evli iseler eş rızasına tabi olmasından hoşnutsuz olmuşlardır ve kanun koyucu 6455 sayılı kanunla bu ve benzeri bazı ticari işlerde kefaletin geçerliliğinin eş rızası koşuluna bağlı olmasını kaldırmıştır.

Eşler evli oldukları halde ayrı yaşama kararı bulunuyor veya ayrı yaşama hakları bulunuyorsa bu hüküm uygulanmayacaktır.

Rıza sözleşme yapılmadan önce veya en geç sözleşme sırasında verilmelidir sonradan bir onay söz konusu değildir.

Rıza yazılı olarak verilmelidir.

Ayrıca belirtmek gerekir ki, Yargıtay kararları ışığında, eşlerden birinin asıl borçlu, diğer eşin bu borca yönelik güvence sağlamak amacıyla kefil olması halinde asıl borçlu olan eşin, diğer eşin kefil olmasına rıza göstermesi gerekmemektedir.[5]

TBK 584. Maddesinin 3. Fıkrası ile Eşin Rızasına Getirilen İstisnalar

TBK 584/2’de kefalet sözleşmesinin yapılmasından sonra değişiklik için de ancak 3 tür değişiklik halinde eşin rızasını arar; kefilin sorumlu olacağı miktarın arttırılması, kefaletin adi kefalet türünün müteselsil kefalete dönüştürülmesi, kefil yararına olan güvencelerin önemli ölçüde azaltılması olarak düzenlenmiştir.

Ancak aynı maddenin 28.03.2013 tarihinde yürürlüğe giren ek fıkrasında;

  • Ticaret siciline kayıtlı ticari işletmenin sahibi veya ticaret şirketinin ortak ya da yöneticisi tarafından işletme veya şirketle ilgili olarak verilecek kefaletler,
  • Mesleki faaliyetleri ile ilgili olarak esnaf ve sanatkârlar siciline kayıtlı esnaf veya sanatkârlar tarafından verilecek kefaletler,
  • 5570 sayılı Kamu Sermayeli Bankalar Tarafından Yürütülen Faiz Destekli Kredi Kullandırılmasına Dair Kanun kapsamında kullanılacak kredilerde verilecek kefaletler ve
  • Tarım kredi, tarım satış ve esnaf ve sanatkârlar kredi ve kefalet kooperatifleri ile kamu kurum ve kuruluşlarınca kooperatif ortaklarına kullandırılacak kredilerde verilecek kefaletler,

için eşin rızasının aranmayacağı belirtilmiştir.

Nitekim Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 2016/10886 E. 2017/493 K. sayılı kararında, “Ticaret siciline kayıtlı ticari işletmenin sahibi veya ticaret şirketinin ortak ya da yöneticisi tarafından işletme veya şirketle ilgili olarak verilecek kefaletler, mesleki faaliyetlerle ilgili olarak esnaf ve sanatkarlar siciline kayıtlı esnaf veya sanatkarlar tarafından verilecek kefaletleri, Faiz Destekli Kredi Kullandırılmasına Dair Kanun kapsamında kullanılacak kredilerde verilecek kefaletler ve tarım kredi, tarım satış ve esnaf ve sanatkarlar kredi ve kefalet kooperatifleriyle, kamu kurum ve kuruluşlarınca kooperatif ortaklarına kullandırılacak kredilerde verilecek kefalet için eşin rızası hükmü aranmaz hükmü dikkate alınarak limited şirket ortağı olan davalıların işleriyle ilgili kefil olurken eşlerinin muvafakatlarını almalarına gerek bulunmamaktadır.”

Detaylı bilgi için ekibimize ulaşabilir veya bize iletişim sayfamızdan mail gönderebilirsiniz.


Kaynakça

  • <https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1055381>
  • <https://www.hukukihaber.net/makale/kefalet-sozlesmesinin-gecerliligi-ve-kefilin-sorumlu-olup-olmadigi-h436279.html>
  • <https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/626996>
  • <http://www.yaziciao.com/tr/turk-borclar-kanununun-584-maddesi-uyarinca-kefalet-sozlesmelerinde-esin-rizasi/>
  • <https://hukuksalyardim.com/index.php/2019/10/08/ticari-islerde-kefalette-esin-rizasi-gerekir-mi/>

Referanslar

  • [1] TANDOĞAN, s. 697; REĐSOĞLU, s. 5; ARAL, s. 425; YAVUZ, s. 830.
  • [2] ĐBK., E. 1943/14, K. 1944/13, T. 12.04.1944. (<Kazancı.com>).
  • [3] Dr. Süleyman YILMAZ, YARGITAY KARARLARI IŞIĞINDA 6570 SAYILI KANUN KAPSAMINDAKĐ KĐRA SÖZLEŞMELERĐNDE KEFĐLĐN SORUMLULUĞU, sf. 760.
  • [4] Ayan, 2018:116.
  • [5] Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 13/10/2016 tarihli ve E.2016/12256, K.2016/21462 sayılı kararı.