| Okuma Süresi: 2 Dakika

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ NEDİR?

MGC LEGAL

Türkiye ve sosyal medya gündeminde sıkça konuşulan İstanbul Sözleşmesi nedir, kim imzaladı? İstanbul Sözleşmesi’nin maddeleri neler? İstanbul Sözleşmesi kadın hakları için neden önemli? Tüm bu soruların yanıtını, İstanbul Sözleşmesi’nin özelliklerini, kapsamını ve maddelerini yazımızda bulabilirsiniz.

İstanbul Antlaşması, İstanbul Anlaşması ya da İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen sözleşme, kadına yönelik şiddeti ortadan kaldırmak için 11 Mayıs 2011’de Avrupa Konseyi tarafından İstanbul’da imzaya açılan uluslararası bir sözleşmedir. Sözleşmenin tam adı “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Kadına Yönelik Şiddetle Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”dir. İstanbul Sözleşmesi’ni onaylayan ilk ülke Türkiye olmuştur. 2019 yılında toplam 46 devlet ve Avrupa Birliği tarafından imzalanmıştır. Sözleşmenin kapsamındaki suçlar arasında ev içi şiddet (fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik), taciz amaçlı takip, tecavüz, cinsel şiddet, cinsel istismar, cinsel taciz, zorla evlendirme, kadınların sünnet edilmesi, kürtaja zorlama ve kısırlaştırmaya zorlama bulunmaktadır.

Şu sıralar basın ve medyada sıkça tartışılan bu konuda ‘bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmamalı’ prensibi gereği hangi görüşten olursa olsun herkesin doğru bilgilenmesi gerekmektedir”

Kadına karşı şiddeti ortadan kaldırma amacıyla düzenlenen ve halihazırda Türkiye dahil 46 devlet tarafından imzalanmış olan İstanbul Sözleşmesi nedir?

Kadınlarla erkekler arasında eşit olmayan güç ilişkilerinin bir göstergesi olan kadına karşı şiddetin ve bu ilişkilerinin erkeklerin kadınlara üstünlüğüne, kadınlara karşı ayrımcılık yapmalarına ve kadınların ilerlemelerinin engellenmesine yol açtığı iddiasıyla oluşturulan İstanbul Sözleşmesi, “toplumsal cinsiyete dayalı” ayrımcılık ve şiddeti temel alan uluslararası belgedir.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ KAPSAMINDAKİ SUÇLAR NELERDİR?

İstanbul Sözleşmesi’nde kadına karşı gerçekleştirilen belirli eylemler şu şekilde sayılmıştır:

  • Ev içi şiddet (fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik),
  • Taciz amaçlı takip,
  • Tecavüz dahil cinsel şiddet,
  • Cinsel taciz, Zorla evlendirme,
  • Kadınların sünnet edilmesi,
  • Kürtaja zorlama ve kısırlaştırmaya zorlama.

İstanbul Sözleşmesi bu tür şiddet olaylarından kadını ve aile bireylerini korumayı, kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddeti kovuşturmak ve önlemeyi, şiddet mağduruna destek politikaları oluşturulmasını amaçlamaktadır.

SÖZLEŞME KADINLARI NASIL KORUYOR VE KADINA KARŞI ŞİDDETİN ÖNLENMESİ İÇİN HANGİ MADDELERİ İÇERİYOR?

İstanbul Sözleşmesi, imzası olan ülkelere kadına yönelik şiddetin gerekçesi olarak kabul edilmeyeceğine ilişkin aktif uygulama zorunluluğu getirmektedir. Bunlar arasında önleyici müdahale ve tedavi programları oluşturma, özel sektör ve medyanın aktif olarak katılımını sağlama, toplumsal cinsiyete duyarlı politikalar geliştirme, şiddet eylemleri hakkında istatistiki ve düzenli verinin toplama, sığınakların kurulması, acil yardım hatlarının açılması, çocuk tanıklar için koruma, bedensel zarar görenlere tazminat verilmesi ve namus, din, gelenek, görenek, kültür adına yapılan savunmalar gibi zorunluluklar bulunmaktadır.

Sözleşmenin taraf devletlerce etkili bir şekilde uygulanmasını sağlamak için Avrupa Konseyi bünyesinde 10 ila 15 uzmanın yer almasına karar verilmiştir. Ayrıca “Kadına Yönelik ve Aile İçi Şiddete Karşı Mücadelede Uzmanlar Grubu” (GREVIO) adı altında bir denetim mekanizması oluşturulmuştur.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NE NEDEN KARŞI ÇIKILIYOR?

Türkiye’de İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanmasını istemeyen bir kesim de bulunmaktadır. Sözleşmeye karşı çıkılmasının nedeni, toplumsal rollerin eşitlenmesinin Türk aile yapısını bozduğu iddialarından ileri gelmektedir. Çünkü İstanbul Sözleşmesi’nin zorunlu hale getirdiği toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması halinde kadının sadece kadın olmasından kaynaklanarak maruz kaldığı aile içi ve aile dışında maruz kaldığı şiddet eylemleri dayanaksız kalacaktır. Bu konuda yapılan resmi açıklamalardan biri;

‘‘Kadına şiddet” olgusu üzerinden erkekleri şeytanlaştırma ve “Cinsel eşitlik” adı altında melez cinsiyet örneklerinin şimdiden yaygınlık kazanmaya başlamış olması, üstelik cinsiyette melezleştirme çabalarının kanuni korumaya alınması, ileriki zamanlarda telafisi mümkün olmayan toplumsal kırılmaları beraberinde getireceği muhakkaktır.’’

Sözleşmeye karşı çıkılmasının nedenlerinden biri de ‘‘sözleşmenin cinsel yönelim kavramının uygulanması ile kadın ve erkek cinsiyetleri dışında ‘farklı’ cinsiyetleri çağrıştıran ve meşrulaştıran bir kurum’’ olduğu yönündedir.

2012 yılında İstanbul Sözleşmesi doğrultusunda çıkarılan 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanunu’na göre, kadınların şiddet görme ihtimalini hissettiren her şey fiziksel şiddet ile eşdeğer tutulmaktadır. İtirazlar ise, kadının şiddet görmediği halde şiddet gördüğünü iddia edip olayı adli vakaya dönüştürebileceği yönündedir.
İstanbul Sözleşmesi, aile içinde cinsiyet eşitliği sağlayarak, önce aile içinde rol model aldığı anne-babaları arasındaki şiddetin sonlandırılmasını ve kadınların maruz kaldığı her türlü şiddetin sonlandırılmasını amaçlamaktadır.

İŞTE İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NİN TAM METNİ:

https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2012/03/20120308M1-1.pdf