| Okuma Süresi: 3 Dakika

GÜNCEL MEVZUAT ÇERÇEVESİNDE YOKSULLUK NAFAKASI

AV. EMEL KORKUT

Son dönemde basında çıkan haberlere göre; Adalet Bakanlığı’nın yoksulluk nafakası için 2-6 yıllık süre sınırlamasına ilişkin önerisi, yoksulluk nafakasının süreli mi, süresiz mi olması gerektiği tartışmalarını beraberinde getirmiştir. Yoksulluk nafakasına ilişkin taban ve tavan süre sınırı yerine süreli olması ancak bu sürenin hakimin takdirine bırakılmasına ilişkin görüşlerin de çoğunlukta olduğu ifade edilmektedir. Peki, güncel mevzuatta durum nasıl? Yoksulluk nafakası gerçekten süresiz ve sınırsız mı?

Her ne kadar madde metninde ‘süresiz’ ifadesi yer alsa da Türk Medeni Kanununun 175 ve devam maddeleri ile düzenlenen yoksulluk nafakası tamamen süresiz ve sınırsız değil. Konuyu hukuken değerlendirmek gerekirse;

YOKSULLUK NAFAKASINA HÜKMEDİLEBİLMESİ İÇİN BELLİ ŞARTLARIN GERÇEKLEŞMESİ GEREKMEKTEDİR.

Yoksulluk nafakası talep eden taraf;

  • Boşanma nedeniyle yoksulluğa düşmüş veya düşecek olmalı,
  • Nafaka talep edilen taraftan daha ağır kusurlu olmamalıdır.

Uygulamada hakim bu iki unsuru beraber somut olaya göre değerlendirecek ve sonunda talep eden taraf lehine yoksulluk nafakası hükmedip hükmetmeme konusunda karar verecektir. ‘Yoksulluk’ kavramı ise yüksek mahkeme kararları ile tanımlanmış olmakla beraber her bir somut olayda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre değerlendirilecektir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında; (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 06.02.2020 tarihli ve 2018/2-1033 E., 2020/103 K.) ‘yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür, eğitim” gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanların “yoksul” kabul edilmesi gerektiği belirtilmiştir.

Her ne kadar nafaka talep eden tarafın ya hiç kusurlu olmaması ya da eşit veya daha az kusurlu olması gerekmekle beraber karşı tarafın kusurlu olup olmamasının ise bir önemi yoktur. Karşı taraf hiç kusurlu olmasa da nafaka talep eden taraf yoksulluğa düşme ve daha ağır kusurlu olmama şartlarının gerçekleşmesi halinde yoksulluk nafakası talep edebilecektir.

YOKSULLUK NAFAKASI TALEPLERİ DEĞERLENDİRİLİRKEN ALEYHİNDE NAFAKA TALEP EDİLEN TARAFIN MALİ GÜCÜ DE ÖNEMLİ BİR KRİTER OLARAK KARŞIMIZA ÇIKMAKTADIR.

Yoksulluk nafakası karşı taraf için bir ceza veya tazminat olmayıp talep edenin zenginleşmesine de yol açmamalıdır. Anayasa Mahkemesi’nin 25/06/2009 tarih 2005/56E. ve 2009/94K. sayılı kararında izah edildiği üzere, ‘yoksulluk nafakası, özünde evlilik birliğinde eşler arasında geçerli olan dayanışma ve yardımlaşma yükümlülüğünün, evlilik birliğinin sona ermesinden sonra da kısmen devamı niteliğinde sosyal ve ahlaki düşünceler yer almaktadır.’ Türk Medeni Kanununda da açıkça nafaka talep edenin ‘… geçimini sağlamak için diğer taraftan mali gücü oranında…’ nafaka isteyebileceği hüküm altına alınmıştır.

YOKSULLUK NAFAKASI ASLINDA TAM OLARAK SÜRESİZ VEYA SINIRSIZ DEĞİLDİR.

Her ne kadar tartışmaların odağında ‘süreli nafaka – süresiz nafaka’ ifadeleri mevcutsa da güncel mevzuata göre yoksulluk nafakasının tam olarak süresiz olduğu sonucuna varamayız. Nitekim mahkeme tarafından bir kere nafakaya hükmedildiğinde bu karardan asla geri dönüş olmayacağı ve şartlar ne olursa olsun nafaka borçlusunun hayatı boyunca nafaka ödemekle yükümlü olacağı sonucu çıkarılmamalıdır. Türk Medeni Kanununun 176. maddesi ile yoksulluk nafakasının ödeme şekli, sona erme halleri ve nafaka bedelinin yeniden değerlendirilmesi şartları düzenlenmiştir. Düzenlemeye göre;

Yoksulluk nafakası;

  • Nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi,
  • Taraflardan birinin ölümü

hallerinden birinin gerçekleşmesiyle kendiliğinden kalkar.

Nafaka alacaklısının;

  • Evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması,
  • Yoksulluğunun ortadan kalkması,
  • Haysiyetsiz hayat sürmesi,

hallerinden birinin gerçekleşmesiyle mahkeme kararıyla kaldırılır.

Görüldüğü üzere nafaka borçlusu kanunda sayılan hallerin gerçekleşmesi durumunda mahkemeye başvurarak nafakanın kaldırılmasını talep edebilecek, konu mahkeme tarafından değerlendirilecek ve şartlardan her hangi birinin gerçekleşmiş olduğu hakim tarafından tespit edilmesi halinde nafaka tamamen kaldırılabilecektir.

ANAYASA MAHKEMESİ KARARINA GÖRE NAFAKA BORÇLUSUNUN MALİ DURUMUNUN KÖTÜLEŞMESİ HALİNDE DE MAHKEME NAFAKANIN KALDIRILMASINA KARAR VEREBİLECEKTİR.

Türk Medeni Kanununun 176/4. maddesinde aynı zamanda tarafların mali durumunun değişmesi halinde nafaka bedelinin de değiştirilebileceği hüküm altına alınmıştır. Madde metninde tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde nafaka bedelinin artırılması veya azaltılmasına karar verilebileceği ifadelerine yer verilmiştir. Yani nafaka alacaklısı nafakanın arttırılmasını isteyebileceği gibi, nafaka borçlusu da mali durumunun kötüleşmesi durumunda nafaka borcunun azaltılmasını talep edebilmektedir.

Her ne kadar kanunda aleyhinde nafakaya hükmedilen nafaka borçlusunun mali durumunun nafakayı karşılayamayacak derecede kötüleşmesi halinde; yani nafaka borçlusunun da yoksullaşması durumunda nafakanın kaldırılmasına karar verilebileceğine ilişkin bir ifade bulunmasa da; Anayasa Mahkemesi’nin kararına göre kendi kusuru bulunmaksızın mali gücü, ödeme yapamayacak derecede kötüleşen nafaka borçlusunun borcu mahkeme kararıyla kaldırılabilecektir. Anayasa Mahkemesi’nin 25/06/2009 tarih 2005/56E. ve 2009/94K.sayılı kararında aynen ‘.. nafaka talep edilen eşin nafaka ödeyebilecek ekonomik gücünün bulunması gerektiği, diğer bir ifadeyle kendi kusurundan kaynaklanmamak koşuluyla yoksul olmaması gerektiği, nafaka borçlusunun kendi kusuru bulunmaksızın yoksulluğa düşmesi hâlinde, nafakanın 4721 Sayılı TMK’nın 176. maddesinin dördüncü fıkrası gereğince tamamen kaldırılmasına da karar verebileceği…’ ifadelerine yer verilmiştir.

YENİ BİR DÜZENLEME GETİRİLECEKSE DÜZENLEMENİN ODAK NOKTASI, NAFAKANIN SÜRELİ VEYA SÜRESİZ OLMASINDAN ZİYADE KADINLARIN İŞ HAYATINDAKİ İSTİHDAM ORANLARI DA DİKKATE ALINARAK; AİLE YAPISININ, MÜŞTEREK ÇOCUKLARIN KORUNMASI VE TOPLUMSAL HAYATIN İYİLEŞTİRİLMESİ OLMALIDIR.

Yoksulluk nafakası ile ilgili olası yeni düzenleme uzun süredir gündemde olup taban-tavan süre sınırı, hakim takdir yetkisi, çalışamayacak durumda olanlar hakkında özel düzenleme getirilmesi, evli kalınan sürenin yoksulluk nafakası süresinde dikkate alınması gibi görüşler ve formüller ileri sürülmektedir. Aynı zamanda taraflar da bu süreçte sorunlarını ve taleplerini dile getirmektedirler. Her ne kadar hukuk kurallarının koyulmasındaki temel amaç ve niyet uygulamaya da birebir yansıtmak ve taraflar arasındaki hakkaniyeti sağlamak olsa da bazen uygulamada birtakım sıkıntılarla karşılaşılabilmektedir. Bu sebeplerle eğer ki; yoksulluk nafakası konusunda yeni bir düzenleme getirilecekse düzenlemenin odak noktası nafakanın süreli veya süresiz olmasından ziyade ülkemizin sosyoekonomik yapısı, kadınların iş hayatındaki istihdam oranları, tarafların yaşadığı sorunlar değerlendirilerek; aile yapısının, müşterek çocukların korunması ve toplumsal hayatın iyileştirilmesi olmalıdır.