| Okuma Süresi: 5 Dakika

EVLİ KADININ KENDİ SOYADINI KULLANMASI

AV. İLKİN REÇBER

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 187. maddesine göre evlenen kadının kocasının soyadını kullanması zorunludur. Düzenleme, kadının soyadını ancak eşinin soyadının önüne gelmek suretiyle kullanmasına izin vermiş ve bunun için de evlendirme memuruna veya evlilik sonrasında nüfus idaresine başvuruda bulunmasını gerekli kılmıştır. Görüldüğü üzere Türk Medeni Kanunu’nun 187. maddesi, evlenen kadının yalnızca kendi soyadını kullanması imkanını tamamen ortadan kaldırmaktadır.

Kadının evlenme ile salt kendi soyadını kullanma imkanının bulunmaması gerek hukuktaki eşitlik ilkesi, gerekse ayrımcılık yasağı kapsamında tartışılmaktadır. Zira evlilik ile diğer eşin soyadını kullanma zorunluluğu sadece kadın için söz konusu olup, erkek eş için bu şekilde bir zorunluluk Kanun’da yer almamaktadır.

Eşitlik ilkesi ile ayrımcılık yasağının yanı sıra konu özel yaşama saygı hakkı kapsamında da defalarca yargı mercilerinin önüne gelmiştir. Kişinin hayatını sürdürürken kullandığı isim, özel yaşamının en önemli unsurlarından biri olarak görüldüğünden hakkın kapsamında değerlendirilmesi gerektiği ve evlilik ile değişmesi zaruretinin hakkın ihlali olduğu gerekçeleriyle pek çok başvuru yapılmıştır.

Kadınların evlenme ile salt kendi soyadlarını kullanma imkanlarının ortadan kaldırılması ilk olarak 1998 yılında Anayasa Mahkemesi önüne taşınmış ve somut norm denetimine konu edilmiştir[1]. 743 Sayılı Mülga Medeni Kanun döneminde kadının kocasının soyadını alması zorunluluğu getiren madde 153’ün, Anayasa’nın 10, 12 ve 17. maddelerine aykırı olduğu iddiaları ile görülen davada Anayasa Mahkemesi, kadının soyadı üzerindeki hakkının sınırlandırılmasını kamu düzeni mülahazaları doğrultusunda meşru görmüştür[2][3].

Mahkeme konuyu eşitlik ilkesi ekseninde de tartışmış ve cinsiyete bağlı yapılan ayrımın nüfus düzenlemelerinin işleyişi açısından makul gerekçeye dayandığı düşüncesiyle eşitliğe aykırılık oluşturmadığına kanaat etmiştir[4].

Yeni Türk Medeni Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle 743 Sayılı Kanun yürürlükten kalkmışsa da kadının soyadına ilişkin düzenleme değişmemiş, bu sebeple yeni kanun vasıtasıyla da giderilemeyen hak ihlali tekrardan Anayasa Mahkemesi nezdinde iptal davasına konu edilmiştir[5]. Anayasa Mahkemesi iptal başvurusunu, “‘Kadın evlenmekle kocasının soyadını alır’ kuralının aile birliğinin korunması ve aile bağlarının güçlendirilmesi başta olmak üzere, nüfus kayıtlarının düzenli tutulması” gibi önceki kararıyla paralel gerekçelere dayanarak tekrardan reddetmiştir. İptal davaları bakımından, aynı konuya ilişkin Mahkeme’ye on yıl başvuru yapılamaması yasağı getiren Anayasa’nın 152. maddesi sebebiyle, 187. maddenin on yıllık süre boyunca tekrardan Mahkeme’nin önüne getirilmesi imkanı bulunmamaktadır. Ancak her ne kadar düzenleme iptal davasına konu edilememekteyse de, bireysel başvuruya konu edilmesi mümkündür. Anayasa Mahkemesi’ne temel hak ve özgürlüklere ilişkin bireysel başvuru yapılmasının önü açıldığından bu yana Mahkeme bu konudaki pek çok başvuruyu incelemiş ve iptal davalarındaki görüşünün tam tersi yöndeki tespitlerini ortaya koymuştur.

Anayasa Mahkemesi’nin kadının soyadına ilişkin görüşünün değişmesinde konu hakkındaki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları da etkili olmuştur. Düzenleme gereği kendi soyadlarını kullanma imkanı bulunmayan evli kadınlar hukuk mahkemeleri nezdinde taleplerini sunmuşlar, ancak Türk Medeni Kanunu md. 187 gereği talepleri reddedilince konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önüne taşımışlardır. Mahkeme’ye göre, devletlerin kadınlara karşı evlilik ve aile ilişkileri konusundaki ayrımı önlemek adına gerekli bütün önlemleri almak ve kadın-erkek eşitliğine dayanarak kadınların aile adı gibi konularda erkekler ile eşit kişisel haklara sahip olmasını sağlamak şeklinde yükümlülükleri vardır[6]. AİHM söz konusu yükümlülükler bakımından Türkiye’nin de taraf olduğu Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’ne atıfta bulunmuş ve sözleşmeye taraf olan devletlerin, sözleşme kapsamındaki gereklilikleri sağlamak adına pozitif yükümlülükleri olduğunu eklemiştir. Buna göre Türk Medeni Kanunu md. 187 ile getirilen zorunluluk devletin sözleşmedeki yükümlülükleri sağlamak bakımından başarısız olduğu anlamına gelmektedir. AİHM kadının soyadına ilişkin Mahkeme’ye yapılan başvurularda, Türk Medeni Kanunu md. 187 bakımından sözleşmenin 8. maddesiyle bağlantılı olarak Sözleşme’nin 14. maddesinde yer alan ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine karar vermiştir[7].

Anayasa Mahkemesi de bireysel başvuru usulünün başlamasının ardından yukarıda yer alan AİHM kararlarına gönderme yapmış, bununla birlikte Anayasa’nın 90. maddesinde yer alan ve uluslararası sözleşmelere üstünlük tanıyan düzenlemeyi ihlal kararlarında gerekçe göstermiştir. Anayasa’nın 90. maddesine göre, temel hak ve özgürlüklere ilişkin iç hukuk düzenlemeleri ile bu konularda devletin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin çatıştığı hallerde uluslararası sözleşme hükümlerine üstünlük tanınacaktır. Düzenleme uyarınca kadının soyadı meselesinde de Türk Medeni Kanunu’nun 187. maddesi değil, kadının kendi soyadını kullanmasına imkan tanıyan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Kadına Karışı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’ndeki ilgili maddelerin somut uyuşmazlıklarda uygulanması gerekmektedir[8]. Bu sebeple Anayasa Mahkemesi önüne gelen başvurularda, somut uyuşmazlıkta uluslararası sözleşmeler yerine Türk Medeni Kanunu’ndaki düzenlemenin uygulanmasının hukuka uygun olmadığını belirtmiş ve yargı mercilerinin kadının kendi soyadını kullanması taleplerinin reddini hukuki bulmamıştır. Mahkeme söz konusu hukuka aykırılığın Anayasa’nın 17. maddesinde yer alan kişinin manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlalini oluşturduğu şeklinde karar vermiştir[9].

Anayasa Mahkemesi’nin konuya ilişkin kararlarının akabinde Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da aynı yönde kararlar almıştır. YHGK’nın 30.09.2015 T., 2014/2-899 E., 2015/2011 K. sayılı kararında Türk Medeni Kanunu’ndaki 187. madde uygulamasının, kadının soyadı bakımından cinsiyet yönünden ayrımcılık oluşturduğu ve konu hakkında uluslararası sözleşmelere öncelik tanınması gerektiği ifade edilmiştir.

Kişinin soyadı kimliğinin belirlenmesindeki en önemli unsurdur ve bu sebeple devredilemez, vazgeçilemez ve feragat edilemez nitelikteki kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardandır[10]. Yukarıda yer verilen kararların tamamında da soyadı, kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardan biri olarak tanımlanmış ve bu hakkın hukuk düzeni tarafından korunmasının zorunlu olduğu ifade edilmiştir. Hakkın sınırlandırılması ise kadın-erkek arasındaki cinsiyet kaynaklı ayrımcılığı ortadan kaldırmak konusunda yükümlülüğü olan devletin, yükümlülüklerine aykırı hareket etmesi sonucunu doğuracaktır. Bu noktada Avrupa Konseyi’ne üye devletler arasında kadının kocasının soyadını kullanması zorunluluğunun olduğu tek ülkenin Türkiye olduğu da unutulmamalıdır[11]. Bu sebeple her ne kadar Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetiminde ret kararı verdiği hallerde on yıl boyunca konu hakkında Mahkeme’ye başvurmak mümkün olmasa da, bireysel başvuru kararları ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı doğrultusunda kadının kendi soyadını kullanması imkanı yaratılmıştır. Nüfus müdürlükleri evli kadınların konu hakkındaki başvurularını Türk Medeni Kanunu’nu gerekçe göstererek reddetmekte olsa dahi, talebin aile mahkemelerine yapılmasıyla kadının kendi soyadını kullanması imkanı mevcuttur. Evli kadın, evlenme ile isminin değişmesinin akabinde yetkili aile mahkemesine dava açarak yalnızca kendi soyadını kullanma talebini sunabilmekte ve davanın sonucunda ilgili nüfus müdürlüğü nezdinde kimlik bilgilerinin değişmesi sağlanmaktadır. Böylece Türk Medeni Kanunu’nun 187. maddesi hakkında Anayasa Mahkemesi nezdinde tekrar iptal davası açılabilecek süreye değin hakkın hukuka aykırı şekilde sınırlandırılmasının önüne geçilmektedir.

 

Makale İçeriği

Kaynakça

Nazan Moroğlu, Kadının Kimlik Sorunu “Kadının Soyadı”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Mart-Nisan 2012, S: 99, s. 245-268.

Hamide Tacir, Evli Kadının Kendi Soyadını Kullanması Konusunda Anayasa Mahkemesinin Yaklaşımının Temel Hak Ve Özgürlükler Bakımından Değerlendirilmesi, Kadir Has Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C: 5, S: 1 Haziran 2017, s: 49-70.

 


[1] Anayasa Mahkemesi, 29.09.1998 T., 1997/61 E., 1998/59 K.

[2] Anayasa md. 12: “Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder.”

Anayasa md. 17: Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

[3] Mahkeme gerekçelerini, “İtiraz konusu “Kadın evlenmekle kocasının soyadını alır” kuralı kimi sosyal gerçeklerin doğurduğu zorunluluklardan ve yasakoyucunun yıllar boyu kökleşmiş bir geleneği kurumsallaştırmasından kaynaklanmaktadır. “Aile hukuku” öğretisinde de kadının erkeğe göre farklı yaratıldığı, zorunluluklar ve toplumsal gerçekler karşısında kadının korunması, aile bağlarının güçlendirilmesi, evlilik birliğinde düzen ve uyum sağlanması, aile içinde iki başlılığın önlenmesi gerektiği gibi hususlarda görüşler bulunmaktadır. Kullanılan aile isminin kuşaktan kuşağa doğumla geçmesiyle aile birliği ve bütünlüğü devam etmiş olacaktır. Aile birliğinin sağlanması için yasakoyucu eşlerden birisine öncelik tanımıştır. Kamu yararı, kamu düzeni ve kimi zorunluluklar soyadının kocadan geçmesinin tercih nedeni olduğunu göstermektedir. Kaldı ki itiraz konusu kural da aile isminin sadece erkeğin soyadına bağlanacağı öngörülmemekte, kadının başvurusu durumunda kocanın soyadıyla birlikte kızlık soyadını da kullanma olanağı bulunmaktadır.” ifadelerini kullanarak açıklamıştır. Karar en çok kamu yararı, kamu düzeni gibi kavramların somutlaştırılmaksızın kullanıldığı ve yalnızca geleneksel kalıpları tekrarlayarak eşitliğe aykırı düzenlemenin gerekçelerini sunmadığı noktasında eleştirilmiştir (Hamide Tacir, Evli Kadının Kendi Soyadını Kullanması Konusunda Anayasa Mahkemesinin Yaklaşımının Temel Hak Ve Özgürlükler Bakımından Değerlendirilmesi, Kadir Has Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C: 5, S: 1 Haziran 2017, s: 54.).

[4]“Kadının evlenmekle kocasının soyadını almasının cinsiyet ayırımına dayanan bir farklılaşma yarattığı savı da yerinde değildir. Anayasa’nın 10. maddesinde öngörülen eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı olacağı anlamına gelmez. Kişilerin haklı bir nedene dayanarak değişik kurallara bağlı tutulmaları eşitlik ilkelerine aykırılık oluşturmaz. Durum ve konumlarındaki özellikler kimi kişilerin ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerekli kılabilir. Yasakoyucunun aile soyadı olarak kocanın soyadına öncelik vermesi belirtilen haklı nedenler karşısında eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmamaktadır.”

[5] AYM, 10.03.2011 T.2009/85 E., 2011/49 K.

[6] AİHM, Ünal Tekeli/Türkiye, Başvuru No: 29865/96.

[7] Aynı yönde, AİHM, Levendoğlu Abdulkadiroğlu/Türkiye, Başvuru No: 7971/07.

[8] Anayasa Mahkemesi konuya ilişkin bireysel başvurularda gerek Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW), gerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, gerekse Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi (BM MSHS)’nin ilgili maddelerine atıfta bulunmuştur:

 

AİHS md. 8/1: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.”

CEDAW md. 16: “1. Taraf Devletler evlilik ve aile ilişkileri ile ilgili bütün konularda kadınlara karşı ayrımcılığı tasfiye etmek için gerekli her türlü tedbiri alır ve özelikle erkeklerle kadınların eşitliğini öngören aşağıdaki hakları tanır:

g) Soyadı, meslek ve iş seçme hakları da dahil, karı ve koca olarak aynı kişisel haklara sahip olma..”

BM MSHS md.23/4: “Bu Sözleşmeye taraf Devletler, eşlerin evlilik konusunda, evliliğin devam ettiği sürece ve boşanmada eşit hak ve yükümlülüklere sahip olmaları için gerekli önlemleri alır.”

[9] AYM Sevim Akat Eşki Başvurusu, Başvuru No: 2013/2187, Neşe Aslanbay Akbıyık Başvurusu, Başvuru No: 2014/5836, Gülsim Genç Başvurusu, Başvuru No: 2013/4439.

[10] Nazan Moroğlu, Kadının Kimlik Sorunu “Kadının Soyadı”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Mart-Nisan 2012, S: 99, s.246.

[11] Tacir Hamide, a.g.e., s. 54.