| Okuma Süresi: 2 Dakika

DÖVİZ KURUNUN SÖZLEŞMELERE ETKİSİ

AV. ÖZGÜN ÖNAL

Dünyada yaşanan önemli siyasi ve ekonomik gelişmeler nedeniyle son dönemde döviz kurlarında ani ve sert değişimler yaşanmaktadır. Son günlerde ülkemizde de yaşanan döviz kurlarındaki artışın sosyal ve ekonomik anlamda birden fazla sonucu olduğu gibi hiç şüphesiz hukuki açıdan da birtakım sonuçları olacaktır.

Şöyle ki; şartlarında dövizin yer aldığı sözleşmeleri imzalayan taraflar için yaşanan bu dalgalanma ve değişimler kısa ve uzun vadeli birtakım sonuçlar doğurmakta olup artan kur karşısında sözleşmenin imzalandığı koşullarla ayakta kalması da bir taraf için oldukça güçleşmektedir. Borçlar Kanunu, sonradan meydana gelen bu tür olumsuz değişikliklere karşı sözleşme taraflarını korumayı amaçlamakta ve sözleşmenin değişen koşullara uyarlanması imkânını sunmaktadır.

Bu doğrultuda akıllara “UYARLAMA” yönünde alınacak hukuki aksiyon gelebilir.

Yargıtay tarafından benimsenen ve sözleşmeye bağlılık ilkesinin istinasını oluşturan, uyarlama davası 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun yasalaştırılması sırasında da benimsenerek, 6098 Sayılı Kanun’un 138. maddesinde “Aşırı İfa Güçlüğü” madde başlığı altında düzenlenmiş ve “Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına” sahiptir şeklinde ifade edilmiştir.

Madde gerekçesine de baktığımızda UYARLAMA, öğreti ve uygulamada sözleşmeye bağlılık (ahde vefa) ilkesinin istisnalarından biri olarak kabul edilen, “işlem temelinin çökmesi” ne ilişkindir. İmkânsızlık kavramından farklı olan aşırı ifa güçlüğüne dayanan uyarlama isteminin temeli, Türk Medenî Kanununun 2. maddesinde öngörülen dürüstlük kuralıdır.

Yargıtay’ın görüşü ve kanununu lafzından hareketle sözleşmenin değişen koşullara uyarlanması ya da dönme hakkının kullanılması, aşağıdaki dört koşulun birlikte gerçekleşmesine bağlıdır.

  1. Sözleşmenin yapıldığı sırada, taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum ortaya çıkmış olmalıdır.
  2. Bu durum borçludan kaynaklanmamış olmalıdır.
  3. Bu durum, sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirmiş olmalıdır.
  4. Borçlu, borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olmalıdır.

Maddeye göre uyarlamanın bütün koşulları gerçekleşmişse borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteyebilir. Bunun mümkün olmaması hâlinde borçlu, sözleşmeden dönebilir; sürekli edimli sözleşmelerde ise kural olarak, fesih hakkını kullanır, denilerek uygulama da kabul edilen uyarlama davasını nasıl kendine yer bulduğunu belirtebiliriz.

Açıkladığımız ve kanun atfıyla da sabit ilkeler ışığında uyarlama koşullarının varlığı hususunda araştırma yapılmasının ardından eğer sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum doğar ve borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıktığı takdirde Borçlu uyarlamayı talep etmekte ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu uyarlamayı talep edebilir.

Yakın tarihte meydana gelen 17/25 Aralık ve 15 Temmuz darbe girişimleri ve ülkemizin uluslararası ilişkilerde karşılaştığı hasmane tutumlara bağlı olarak ortaya çıkan ekonomik dalgalanmalar uyarlama davaları için gerek şart olarak kabul edilebilir, ama yeterli şart olup olmadığını her olayın kendi özelinde değerlendirmek gerekir.

Uyarlama davaları ile ilgili yaygın yanlış kanılardan bir diğeri de bu davanın sadece kira sözleşmelerine ilişkin olduğu noktasındır. Oysa TBK m.138 hükmü her türlü sözleşme bakımından gündeme gelebilir.