| Okuma Süresi: 5 Dakika

AİLE MAHKEMESİ KARARLARİNİN MASUMİYET KARİNESİNİ İHLALİNE İLİŞKİN ANAYASA MAHKEMESİ KARARİ İNCELEMESİ

AV. ASLI DOĞANAY

I. BAŞVURUNUN KONUSU

Başvuru Aile Mahkemesi tarafından verilen tedbir kararında geçen ifadeler nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
         A. OLAY

  1. Başvurucu aleyhine eski kız arkadaşı tarafından sürekli kendisini takip ederek rahatsız ettiği iddiasıyla Antalya CBS’a suç duyurusunda bulunulmuştur.

 

  1. Aynı eylemlere ilişkin olarak Antalya 4. Aile Mahkemesi tarafından başvurucu aleyhine 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un 5. Maddesine göre tedbir uygulanmasına karar verilmiştir. Mahkeme bu kararında başvurucu için “şiddet uygulayan” ifadesini kullanmıştır.

 

  1. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı başvurucu hakkında kişilerin huzur ve sükununu bozma suçunu işlediği konusunda yeterli delil bulunmadığını belirterek kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.

 

  1. Başvurucu Antalya 4. Aile Mahkemesi’nin tedbir kararına; talebin soyut iddialara dayandığı ve isnat edilen eylemlere ilişkin Cumhuriyet Savcılığı tarafından kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini belirterek Antalya 5. Aile Mahkemesi nezdinde itiraz etmiştir.

 

  1. Başvurucunun itirazı Antalya 5. Aile Mahkemesi tarafından, tedbir kararı verilebilmesi için şiddet uygulandığı hususunda delil ve belge aranmayacağını, bu nedenle tedbir kararının kanuna uygun olduğu gerekçesi ile reddedilmiştir.

 

  1. Başvurucu Antalya 5. Aile Mahkemesi’nin nihai kararı üzerine 23.03.2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

 

  1. 6284 Sayılı Kanun’un 1. Maddesinde şiddet uygulayan “Bu Kanunda şiddet olarak tanımlanan tutum ve davranışları uygulayan veya uygulama tehlikesi bulunan kişileri ifade eder” şeklinde tanımlamıştır.

 

  1. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “Adil Yargılanma Hakkı” başlıklı 6. Maddesinin 2. Fıkrasında “Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır” denilerek masumiyet karinesine yer verilmiştir.

 

  1. AİHS’nin 6. Maddesinde yer alan masumiyet karinesinin iki yönü bulunmaktadır. İlk yönü; kişi hakkındaki ceza yargılaması sonuçlanıncaya kadar ceza gerektiren bir suçla suçlandığı süreye ilişkin masumiyet karinesi güvencesinin sağlanmasıdır. 2. Yönü ise ceza yargılaması sonucunda mahkumiyet dışında bir hüküm kurulduğunda devreye giren ve sonraki yargılamalarda ceza gerektiren suç karşısında kişinin masumiyetinden şüphe duyulmaması güvencesidir. [1]

 

  1. Masumiyet Karinesine ceza davasını takip eden ve ceza yargılaması niteliğinde olmayan herhangi bir yargılamada da özen gösterilmelidir. Bu bağlamda mahkumiyetle sonuçlanmamış aynı olaylara dayanılarak bir kişinin disiplin suçundan suçlu bulunması veya hakkında tazminata karar verilmesi masumiyet karinesini otomatik olarak ihlal etmez. Ancak karar mercilerinin kullandıkları dil kritik önem taşır. [2]B. TARAF İDDİALARI
  2. Başvurucu Mahkeme tarafından verilen tedbir kararında kendisi için “şiddet uygulayan” ifadesinin kullanıldığını, halbuki tedbir kararına esas Cumhuriyet Savcılığı tarafından soruşturma dosyasında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini, tedbir isteyenin iddialarının gerçek dışı ve tek taraflı olduğunu, tedbir kararında suçlu olduğu izlenimi yaratan ifadelerin kişilik haklarını zedelediğini belirtmiştir. Ayrıca 6284 Sayılı Kanunda “şiddet uygulayan” ibaresinin “bu kanunda şiddet olarak tanımlanan tutum ve davranışları uygulayan veya uygulama tehlikesi bulunan kişiler” olarak tanımlandığını, ancak uygulamada her olayda matbu olarak “şiddet uygulayan” tabirinin kullanıldığını, böylelikle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

 

  1. Bakanlık “şiddet uygulayan” tabirinin 6284 Sayılı Kanun lafzında yer aldığını, mahkeme tarafından bu nedenle kullanıldığını, bu bakımdan esasen başvurunun yasama işlemine karşı yapılmış olduğunu ve bu nedenle bireysel başvuru kapsamında incelenemeyeceğini beyan etmiştir. Ayrıca masumiyet karinesinin ihlali için öncelikle ortada suç isnadı olması gerektiği, tedbir kararının suç isnadını karara bağlamayan bir karar olduğu, şiddet uygulama ihtimali olan kişiler için de Kanun’da bu tabirin kullanıldığını, böylece bu durumun başvurucunun suç işlediği kanaatini ortaya koymadığını belirtmiştir.

 

  1. Başvurucu karşı beyanında konunun hassasiyeti ve manipülasyona neden olabilecek nitelikte olmasından dolayı kamuya açık belgelerde kimliğinin gizli tutulmasını talep etmiştir. Ayrıca 6284 Sayılı Kanun’da masumiyet karinesini zedelemeyecek ifadeler de bulunduğunu ve “şiddet uygulayan” tabirinin kullanılmasının zorunlu olduğuna dair zorlayıcı bir hüküm bulunmadığını belirtmiştir.

 

II. KARAR

A. Kabul Edilebilirlik 

  1. Bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın hem Anayasa hem de AİHS’nin ortak koruma alanı içerisinde kalan bir hak iddiası olması gerekmektedir[3]

 

  1. Başvurunun içeriği olan ve müdahale edildiği iddia edilen masumiyet karinesinin anayasal güvencesinin ilk yönü kişi hakkındaki ceza yargılaması sonuçlanıncaya kadar kişinin suçluluğu ve eylemleri hakkında erken açıklamalarda ya da imada bulunulmamasını gerekli kılar.

 

  1. Güvencenin 2. Yönü ise ceza yargılaması sonunda mahkumiyet dışında bir hüküm kurulduğunda, daha sonra diğer yargılamalarda ceza gerektiren suça ilişkin olarak kişinin masumiyetinden şüphe duyulmamasını, kamu makamları nezdinde kişinin suçlu olduğu izlenimini uyandıracak işlem ve uygulamalardan kaçınmasını gerektirir.

 

  1. Başvurucunun aleyhine başlatılan yargısal süreç ise aile hukukundan kaynaklanmakta olup masumiyet karinesinin başvuruya konu olay yönünden uygulanıp uygulanmayacağı belirlenmelidir.

 

  1. Burada başvuruya konu olayda gerek mahkeme kararında gerekse itiraz mercii kararında başvurucu hakkında yürütülen ceza soruşturması kapsamındaki suçlamayla ilgili değerlendirme yapıldığı görülmektedir. Bu bakımdan hukuk yargılaması ile ceza yargılaması arasında bağlantı bulunduğu; böylelikle masumiyet karinesinin somut olayda uygulanabilir olduğu ve bireysel başvurunun incelenebilir olduğu kabul edilmiştir.

 

B. Esas Yönünden  

  1. Ceza davasını takip eden ceza davası niteliğinde olmayan herhangi bir yargılamada da masumiyet karinesine özen gösterilmelidir. Bu kapsamda karar vericilerin kullandıkları dil kritik önem taşımaktadır. Bu nedenle kararın gerekçesinin bütün halinde dikkate alınarak mahkemece kişinin suçlu olduğuna dair bir yargıda ya da imada bulunulup bulunulmadığının incelenmesi gerekir.

 

  1. 6284 Sayılı Kanunun 2. Maddesinde “şiddet uygulayan” ın tanımı Kanun’da şiddet olarak tanımlanan tutum ve davranışları uygulayan ve uygulama tehlikesi bulunan kişileri ifade ettiğinden tedbir kararlarının konusunun – suç niteliğinde olsun ya da olmasın- geniş anlamda şiddet sonucunu doğurabilecek eylemlerin oluşturduğu açıktır.

 

  1. Kanunda “şiddet uygulayan” kavramı kullanılmış ise de bu tabirin her olayda kanun uygulayıcılar tarafından kullanılmasını zorunlu kılan bir hüküm bulunmamaktadır. Zira mahkeme ve ilgili makamlar tarafından verilen tedbir kararlarında şiddet uygulayan yerine “şiddet uyguladığı iddia edilen”, “şiddet uygulama tehlikesi bulunduğu iddia edilen” ya da “aleyhine tedbir istenen” gibi başka uygun tabirlerin kullanıldığı da görülmektedir.

 

  1. Somut olayda şiddet uygulayan ifadesinin kullanılmasının hangi bağlam ve şartlarda kullanıldığına ilişkin amaçsal sınırı aşacak tarzda başvurucunun kovuşturmaya yer olmadığına dair karara konu eylemi işlediği ya da farklı şiddete yönelik eylemleri fiilen gerçekleştirdiği izlenimini doğurduğu anlaşılmıştır. Anılan gerekçelerle masumiyet karinesinin ihlal edildiğine karar verilmiştir.

 

  1. İhlalin giderilmesi Yönünden; 6216 Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un (AYMK) 50. Maddesi uyarınca; Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararı verildiğinde, ilgili temel hak ve hürriyetin ihlal edildiğinin tespit edilmesinin yanı sıra “ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi” başka deyişle “ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilmesi” gerekmektedir. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesinde ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir.

 

  1. Somut olayda ise masumiyet karinesini ihlal ettiği tespit edilen ifadelerin mahkemelerin kararlarının sonucunu etkileyen bir yönünün bulunmadığı değerlendirildiğinden yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmadığı kanaatine varılmıştır. Söz konusu ibarelerin mahkeme kararlarından çıkarılmasıyla ihlalin giderilmiş olacağı anlaşılmaktadır. Bu nedenle kararın bir örneğinin Mahkeme ve İtiraz Mercii kararlarındaki ihlal sonucunu doğuran ifadelerin düzeltilmesi amacıyla Antalya 4. Aile Mahkemesi ve Antalya 5. Aile Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verilmiştir.

 

  1. Mahkeme ve itiraz mercii kararlarında geçen ve ihlale neden olan ifadelerin düzeltilmesinde hukuki yarar bulunduğu sonucuna varıldığından başvurucunun tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

 

III. KARARIN DEĞERLENDİRİLMESİ VE SONUÇ 

İncelmeye konu kararda esas olarak 2 ana başlık çeşitli açılardan değerlendirilmiştir.
Birincisi, konunun da esası olan, Masumiyet Karinesi’nin ceza davası niteliğinde olmayan herhangi bir yargılamada da ihlal edilmemesi gerektiğidir. Bu bakımdan ima veya kararda kullanılan dil yolu ile de masumiyet karinesi ihlal edilebilir.
İkincisi ise başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin esas sorunu olan Masumiyet Karinesinin medeni hak ve yükümlülükler kapsamında kalan bir yargılamada uygulanabilmesi konusudur. Bu çeşit bir incelemenin yapılabilmesi için başvurucunun söz konusu medeni yargılama ile hakkında yürütülen ve sona eren ceza yargılaması arasında bağlantı bulunması gerekmektedir.
İncelenen kararda Anayasa Mahkemesi tarafından Aile Mahkemesi kararlarında yer alan “şiddet uygulayan” ibarelerinin başvurucunun Anayasa ve AİHS ile teminat altına alınmış olan masumiyet karinesini ihlal ettiğini tespit etmiş ve yerinde bir kararla ihlal sonucunu doğuran ifadelerin düzeltilmesi için kararın bir örneğinin ilgili Aile Mahkemeleri’ne gönderilmesine karar vermiştir. Ancak Başvurucunun tazminat talepleri Anayasa Mahkemesi tarafından reddedilmiştir.
Başvurucunun masumiyet karinesini ihlal eden ilk Aile Mahkemesi kararının tarihi 13/01/2016’dır. Anayasa Mahkemesi’nin masumiyet karinesinin ihlal edildiğine karar verme tarihi ise 20/06/2019’dur. Her ne kadar incelenen kararda ihlal doğuran ibarelerin mahkeme kararlarından çıkarılmasıyla ihlalin giderilmiş olacağına hükmedilmiş ise de bu kararın başvurucunun uğradığı zararın 20.06.2019’dan itibaren giderilmesine neden olacağı açıktır. Mevcut durumda başvurucunun 13.01.2016- 20.06.2019 tarihleri arasında ihlal edilmiş olan masumiyet karinesini giderecek herhangi bir hüküm bulunmamaktadır.
6216 sayılı AYMK m. 50/II’de ihlalin bir mahkeme kararından kaynaklanması halinde, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması amacıyla dosyanın ilgili mahkemeye gönderileceği belirtilmekte, yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaması halinde ise Anayasa Mahkemesinin doğrudan tazminata hükmedebileceği veya genel mahkemelerde dava açılması yolunun gösterilebileceği ifade edilmektedir . Bu madde doğrultusunda Anayasa Mahkemesi’nin tazminat kararı verebilmesi için aranan şartlar, (i) ihlal kararı verilmiş olması, (ii) başvurucunun maddi zarara uğramış olması, (iii) ihlal ile maddi zarar arasında nedensellik bağı bulunması, (iv) yeniden yargılamada hukuki yarar bulunmaması ve (v) tazminat miktarının belirlenmesinin ayrıntılı bir inceleme gerektirmemesidir.
Bu açıklamalar ışığında başvurucunun ihlal edilen hakkının Aile Mahkemesi kararlarındaki ibarelerin değiştirilmesi ile ileriye dönük olarak giderileceği; kararın mevcut hali ile ihlal oluşturan karar tarihi ile Anayasa Mahkemesi’nin kararı arasındaki süreç için ihlali gidermediği görülmektedir.
Buna rağmen incelenen karar özellikle ceza yargılaması dışındaki alanlarda masumiyet karinesi ihlalini ortaya koymak ve karar vericilerin kullandıkları dilin önemi konusunda son derece önemli emsal bir karardır.

[1]. AİHM Kararı, Seven/Türkiye, B.No:60392/08,23/1/2018
[2]. AİHM Kararı, Allen/Birleşik Krallık, B.No: 25424/09, 12/07/2013 

[3]. AİHM Kararı, Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/03/2013