| Okuma Süresi: 8 Dakika
|

5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nda Haksız Tahrik

AYŞEGÜL ARSLAN
5237 Sayılı Türk Ceza Kanununda Haksız Tahrik

Haksız Tahrik Nedir?

Giriş: Türk Ceza Kanunu’nda Haksız Tahrik Nedir?

Türk Ceza Kanunu (TCK)’nda tahrike yer veriliş şekliyle kelime, iki anlam içermektedir. İlk olarak tahrik suçları olarak kullanılmaktadır. İkinci anlamı ise haksız tahrik kavramı olarak kullanılmakta, TCK genel hükümleri çerçevesinde kendisine yer bulmakta ve bu çalışmanın da konusunu oluşturmaktadır.

Haksız tahrik, TCK’da ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak 29. maddede düzenlemiştir. Fakat, doktrinde kimi yazarlarca bu husus tartışma konusu teşkil etmektedir. Öyle ki, Veli Özer Özbek; haksız tahriki kusurluluğu kaldıran ya da azaltan bir hal olarak değerlendirmekte, dolayısıyla da cezayı hafifleten kişisel bir neden olduğunu belirtmektedir.

I. Haksız Tahrik Şartları Nelerdir?

Bu bölümde haksız tahrike ilişkin şartların sayılmasıyla yetinilecek olup ilerleyen bölümlerde tüm şartlar detaylı olarak ele alınacaktır.

  1. Tahrik teşkil eden haksız bir fiilin olması gerekir.
  2. Haksız fiil, failde hiddet veya şiddetli elem etkisi meydana getirmelidir.
  3. Fail, suçu bu hiddet veya şiddetli elem etkisi altında işlemelidir.
  4. Suçun tahriki oluşturan kişiye karşı işlenmesi gerekir.

II. Tahrik Teşkil Eden Haksız Fiilin Bulunması

Haksız tahrik bahsinden söz edebilmek için ilk şart objektif açıdan bir haksız fiilin bulunmasıdır. Bu fiil icrai veya ihmali olabilmekte, kasıtlı veya Yargıtay kararları ışığında taksirli olarak gerçekleştirilebilmektedir. Fakat bu haksız fiilin failin önünde yapılması bir şart olarak değerlendirilmemektedir.

Hâkim somut olayda, bir fiilin tahrik edici nitelikte olup olmadığının değerlendirilmesini tahrik edildiğini iddia eden kişinin durumu, tahriki gerçekleştiren kişinin durumu, kişiler arasındaki ilişki, zaman ve yer şartları gibi hususları da göz önünde bulundurarak yapacaktır.

Tahrik teşkil eden fiilin bir insandan kaynaklanması gerekmektedir.

Değerlendirilmesi gereken bir başka husus ise, tüzel kişilerin faaliyetlerine tepki olarak gerçekleştirilen fiilin haksız tahrik bakımından incelenip incelenemeyeceğidir. Tartışmalı bir konu olmakla birlikte bizim katıldığımız görüşe göre bu durumda haksız tahrik hükümlerinden yararlanılabileceğidir.

Her tüzel kişilik, kendisi adına hareket eden kişilerin oluşturduğu organlardan oluşur. Bu kişilerin gerçekleştirdiği haksızlık teşkil eden fiil, fail tarafında hiddet veya şiddetli elem etkisi uyandırabilir ve buna tepki olarak eylem gerçekleştirebilir. Dolayısıyla tüzel kişi adına hareket eden gerçek kişilere karşı işlenen suçun cezası takdir edilirken fail haksız tahrik hükümlerinden yararlandırılmalıdır.

Hakkın kullanılması durumlarında failin gerçekleştirdiği fiil için haksız tahrik uygulanabilecek midir? Hakkın kullanılması ceza sorumluluğunu ortadan kaldıran bir nedendir. Dolayısıyla hakkın kullanılması yoluyla gerçekleştirilen fiil hukuka uygundur.

Bu sebeple ortada haksız tahrik şartlarından haksız bir fiilin yokluğundan söz edebilmek mümkündür. Her ne kadar fail bu fiil sebebiyle hiddet veya şiddetli elem etkisi altına girse de bu durum neticeyi değiştirmez. Herhangi bir hukuka uygunluk nedeninin varlığı halinde haksız tahrik hükümleri uygulama alanı bulamaz.

III. Haksız Tahrikte İlk Haksız Hareket

Uygulamada sıkça karşılaşılan sorunlardan biri de ilk haksız hareketin kimin yaptığının saptanmasında çıkmaktadır. Yargıtay kararları ışığında, mahkemece ilk haksız hareketi gerçekleştiren kişinin belirlenemediği durumlarda failin haksız tahrikten yararlanabileceği söylenebilir.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 08.05.2007, 1424/4325 tarih ve sayılı kararında; “Tehdit eyleminin karşılıklı olarak gerçekleştirildiği ve taraflardan hangisinin olaya sebebiyet verdiğinin belirlenemediğinin kabulü karşısında, sanık yararına haksız kışkırtma hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi yasaya aykırıdır.” demek suretiyle bu görüşü benimsediğini göstermektedir.

IV. Haksız Tahrikte Dengenin Bozulması Nedir?

Değerlendirilmesi gereken bir başka husus ise tahrike sebep olan kişinin kural olarak haksız tahrik hükümlerine dayanamamasıdır. Fakat, bu durum da yine somut olayın şartlarına göre değerlendirilecek olup eğer karşı tarafın tepkisinde aşırılık söz konusuysa kişinin haksız tahrikten yararlanması gerekebilir. Dolayısıyla tahriki oluşturan ilk fiil ile sonraki fiil arasında oransızlık varsa haksız fiil hükümleri uygulanabilecektir.

Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 12.02.2008, 2008/21 tarih ve sayılı kararında; “Karşılıklı tahrik oluşturan eylemlerin varlığı halinde, fail ve mağdurun yekdiğeri yönünden tahrik oluşturan bu haksız davranışları birbirlerine oranla değerlendirilmeli, öncelik-sonralık durumları ile birbirlerine etki tepki biçiminde gelişip gelişmedikleri göz önünde tutulmalı, ulaştıkları boyutlar, vehamet düzeyleri, etkileri ve dereceleri gibi hususlar dikkate alınmalı, buna göre etki tepki arasında denge bulunup bulunulmadığı gözetilerek, failin başlangıçtaki haksız davranışına gösterilen tepkide aşırılık ve açık bir oransızlık saptanması halinde, failin haksız tahrik hükümlerinden yararlandırılması yoluna gidilmelidir.” denilerek haksız fiil teşkil eden hareket ile failin fiili somut olayın şartlarına göre oranlılık ve denge çerçevesinde de bir değerlendirmeye tabi tutulmalıdır. Dengenin bozulması ve oransızlık hallerinde ise ilk hareketi yapan kişiye haksız tahrik uygulanabilmektedir.

Tüm bu değerlendirmelerimiz hiddet veya şiddetli elem etkisi altında gerçekleştirilen fiil ile haksızlık teşkil eden fiil arasında tamamıyla bir orantının arandığı anlamında yorumlanmamalıdır. Çünkü bu yolla yapılan bir yorum ile haksız tahrike, bu iki fiil arasında bir denge kurma amacı taşıması gerektiği atfedilmiş olur.

Halbuki hükmün lafzına bakıldığında bir orantının arandığından bahsetmek zor görünmektedir. Dolayısıyla yapılacak inceleme, her somut olayın kendi koşullarına göre yapılmak üzere hiddet veya şiddetli elem etkisi altında işlenen fiil ile haksızlık içeren fiil arasında suçun yapısı ve niteliği itibariyle birbirlerine uygunluğu üzerinden yapılmak kaydıyla bir oran aranmalıdır. Sözgelimi, failin işlediği suç, kapıldığı hiddet veya şiddetli elemi bastıracak boyutlarda kalmalıdır.

V. Haksız Fiilin Failde Hiddet veya Şiddetli Elem Etkisi Meydana Getirmesi

Hiddet, failin haksız fiil dolayısıyla öfke duymasıdır. Failin içinde bulunduğu öfke, onu suça yönlendirmektedir. Şiddetli elem ise haksız fiilin fail üzerinde derin üzüntüye yol açmasıdır.

Hiddet ve elem, kişiden kişiye farklılık arz edebilecek kavramlardır. Dolayısıyla somut olayda hâkim, normal bir insanın tepkilerini ölçü alarak hükmünü verecektir. Gerçekleşen fiilin haksız oluşu, fail üzerinde hiddet veya şiddetli elem etkisi oluşturacağına yönelik bir karine teşkil etmez. Dolayısıyla bu husus da somut olaya göre değerlendirilmelidir.

VI. Failin Suçu Hiddet ve Şiddetli Elem Etkisi Altında İşlemesi

Haksız fiilin failde hiddet veya şiddetli elem etkisi oluşturması yeterli görülmemekte, bunun yanında fail fiilini bu duyguların tesiri altında gerçekleştirmiş olmalıdır. Bu durumun zaman ölçüsüyle ölçülmesi pratikte güç olmakla birlikte burada kastedilen husus somut olayın şartları göz önünde bulundurulduğunda normal bir insanın aynı durumla karşı karşıya kaldığındaki durumudur.

Hâkim fiilin bu duygular içerisinde işlenip işlenmediğinin tespitini yaparken fail bakımından olayın etkisinin devam edip etmediğinin araştırılması gerekmektedir. Fakat eski bir olayın bahane edilmesiyle suçun cezasının indirilmeye çalışılmasının da önüne geçilmelidir.

Haksız tahrik hükümlerinin uygulanabilmesi için fail, suçu haksızlık teşkil eden fiilin kendisinde yarattığı hiddet veya şiddetli elem etkisinde işlemelidir. Dolayısıyla işlenen suç bir tepki mahiyetinde olmalıdır.

VII. Suçun Tahriki Oluşturan Kişiye Karşı İşlenmesi

Fiil, faile yönelik olmak zorunda olmamakla birlikte failde öfke ve şiddetli üzüntü meydana getirmelidir. Dolayısıyla failin yakınları veya akrabalarına yönelik olabileceği düşünülebileceği gibi failin objesine veya hayvanına yönelik de olabilir. Hatta faille daha önce hiçbir bağlantısı olmayan sokakta bir çocuğun dövülmesi sebebiyle öfkelenerek çocuğu döven kişiyi yaralayan faile de haksız tahrik hükümleri uygulanabilir.

VIII. Haksız Tahrik Nedeniyle Ceza İndirimi ve İndirim Oranı Nedir?

Bu hususta, TCK m. 29; “ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.” demek suretiyle indirim açısından aşağı ve yukarı sınırları belirlemekle yetinmiş görünmektedir. Fiilin failde uyandırdığı hiddet ve şiddetli elemin derecesine göre hâkim, aşağı ve yukarı sınırların yanında somut olayın özelliklerini gözeterek uygulanacak indirimi takdir edecektir.

Hâkim m. 61/4 ve 5’te düzenlenen cezanın tayini sırasında cezaya etki eden artırıcı ve azaltıcı nedenlerin hangi sıraya göre yapılacağına dair hükmü de göz önünde bulunduracaktır. Buna göre ilk olarak cezayı arttırıcı sebepler uygulanır. Ardından azaltıcı nedenler uygulanacaktır. Somut olayda haksız tahrikin yanında takdiri indirim nedenlerinin de bulunması üzerine önce kanuni indirim nedeni olan haksız tahrik ardından ise takdiri indirim nedeni uygulanacaktır.

IX. Hakaret Suçunda Haksız Tahrik

TCK m. 129/3’te yer verilen haliyle; “hakaret suçunun karşılıklı olarak işlenmesi halinde, olayın mahiyetine göre, taraflardan her ikisi veya biri hakkında verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir”. Bu hüküm bir hukuka uygunluk nedeninden ziyade cezada indirim yapılmasını gerektiren bir neden veya kişisel cezasızlık nedeni olarak düzenlenmiştir. Doktrine göre hükmün uygulanabilmesi için üç koşul birlikte aranmaktadır. Buna göre;

  • Karşılıklı olarak işlenen her iki suç da hakaret suçu olmalıdır.
  • İlk hakaret yapan kişi haksız olmalıdır.

Daha önce yer verilen açıklamalar ışığında, ilk hareketi yapan kişi eğer hakkını kullanıyor ya da görevini yerine getiriyor ise bu durumda TCK m. 129/3 uygulama alanı bulamaz. Çünkü bu durumlarda ortada haksız bir fiil yoktur.

Bunun yanında ilk hareketin haksızlık içermesi yeterlidir. Ayrıca cezalandırılabilir olması gerekli değildir.

  • Hakaretin karşılıklı olması gerekir.

Kendisine ilk hareketin yapıldığı kişi, bu duruma tepki olarak gerçekleştirdiği hakareti ilk hareketi yapan kişiye yapmalıdır. Ama bu noktada hakaret fiillerinin aynı anda ve yerde yapılması aranmamaktadır.

X. Haksız Tahrik ve Hata

Değerlendirilmesi gereken bir başka konu da somut olayda haksız tahrik koşullarının gerçekleşmemesi fakat failin, gerçekleştiğini sanarak fiilini gerçekleştirmesidir. Bu durum failin, haksız tahrikin maddi şartlarında yanılgıya düşmesi manasına gelmektedir.

Failin somut olayda haksız tahrik için aranan koşulların gerçekleştiğini sanmasındaki kaçınılmazlığı göz önünde bulundurulmalıdır. Eğer somut olayda failin kaçınılmaz bir şekilde yanılması söz konusu ise fail, TCK m. 30/3 hükümleri çerçevesinde bu hatasından faydalanarak haksız tahrik hükümlerinden de yararlandırılmalıdır. Fakat kaçınılabilir nitelikte bir hata söz konusu ise fail hatasından yararlanamaz ancak temel cezanın tayini sırasında TCK m. 61/1 dikkate alınabilir.

Failin fiilini, suçun konusunda yanılma veya sapma sebebiyle ilk hareketi yapan kişiye değil de başkasına yapması durumunda ise tartışmalar mevcuttur. Yargıtay’ın yanılma mevcutsa haksız tahrikten yararlanılabileceği ancak sapmada haksız tahrikten yararlanılamayacağına ilişkin kararları mevcuttur.

Bunun yanı sıra doktrinde kimi yazarlarca savunulan görüşe göre ise sapma halinde de haksız tahrikten yararlanılması gerekmektedir. Yine bu görüşü savunan yazarlara göre failin kastı ilk hareketi gerçekleştiren kişiye yönelik olmakla birlikte araçların yetersizliği veya kullanma hatası gibi durumlar dolayısıyla suç, istenilen konunun dışındaki başka bir konu üzerinde meydana gelir. Dolayısıyla sapma failin içinde bulunduğu hiddet veya şiddetli elem etkisinde herhangi bir değişiklik oluşturmamakta ve ceza sorumluluğunu etkilememektedir.

Yine failin tahrik teşkil eden bir fiilin varlığında yanılması ve gerçekte böyle bir objektif bir fiilin olmaması durumunda ise haksız tahrikin maddi şartlarında yanılma oluşur ve TCK m. 30/3 kapsamında değerlendirilmektedir. Buna göre “ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda” yanılan failin yanılması kaçınılmaz nitelikte ise yanılmasından yararlanır ve kendisine haksız tahrik hükümleri uygulanabilir.

Fakat failin yanılması kaçınılmaz nitelikte değerlendirilemiyorsa fail yanılmasından faydalanamaz. Bu husus ancak TCK m. 61 çerçevesinde temel cezanın tayininde değerlendirilebilir.

XI. Haksız Tahrik ve Meşru Müdafaa Nedir?

Meşru müdafaa devam eden bir haksız saldırıyı defetmek amacıyla saldırgana yönelik gerçekleştirilen ve orantılılık şartının arandığı savunma hareketinin meydana getirilmesidir. Meşru müdafaada önem arz eden husus gerçekleşen, gerçekleşmesi ve tekrarı kesin olan haksız bir saldırının varlığıdır. Haksız tahrik ise bitmiş veya meşru müdafaada aranılan haksız saldırı şartı içinde değerlendirilemeyecek boyutta olan haksız bir fiil karşısında bir suç işlenmesidir.

Somut olayda haksız fiilin tekrarı kesin değilse ve bu haksız fiil bitmiş ise artık meşru savunma kapsamı dışında kalır. Dolayısıyla haksız tahrike ilişkin koşullar açısından değerlendirme yapılmalıdır. Bu hususta karşı karşıya kalınan saldırı defedildikten sonra gerçekleştirilen fiile halen devam edilmesi söz konusu ise bu durumda haksız tahrikten söz edilebilmektedir.

Yine aynı şekilde mevcut olan diğer bir ifadeyle gerçekleşen, gerçekleşmesi ve tekrarı kesin olan bir haksız saldırıya karşılık verilmesi söz konusu ise haksız tahrikten söz edilemez. Meşru müdafaa değerlendirmesi yapılmalıdır. Çünkü meşru müdafaa bir hukuka uygunluk nedenidir.

Hukuka uygunluk nedenleri, kusurluluk faktöründen önce tipe uygun hareketten sonra değerlendirilir. Dolayısıyla somut olayda meşru müdafaa koşulları mevcutsa fiil hukuka uygun mahiyette olacağından failin kusurluluğu değerlendirilmez. Sonuç itibariyle meşru savunma ve haksız tahrikin bir arada uygulanması mümkün değildir.

XII. Tasarlayarak Öldürmede Haksız Tahrik Nedir?

Tasarlayarak öldürme TCK m. 82/1-a’da kasten öldürme suçunun nitelikli hallerinden biri olarak öngörülmüştür. Tasarlayarak öldürme konusunda doktrinde farklı teoriler öne sürülmektedir ve tasarlayarak öldürme ve haksız tahrikin birlikte uygulanıp uygulanamayacağı konusu da bu teorilere göre farklılık arz etmektedir.

Tasarlamayı soğukkanlılık teorisi ile açıklayan görüşlere göre haksız tahrik ve tasarlama bir arada bulunamaz. Çünkü soğukkanlılık teorisi tasarlamayı failin suçu soğukkanlı ve sakin bir şekilde hazırlayıp işlemesi olarak değerlendirmektedir.

Haksız tahrike ilişkin aranan koşullara bakıldığında ise failin fiilini hiddet veya şiddetli elem etkisi altında işlemesi gerekir. Bu durumda bu iki duygusal durum bir arada bulunamayacağından dolayı soğukkanlılık teorisine göre tasarlama ve haksız tahrik birlikte bulunamaz.

Tasarlama hususunda öne sürülen ikinci teori ise plan teorisidir. Buna göre fail suçu kurduğu planlar kapsamında işler. Bu teoriyi savunan görüşteki yazarlara göre haksız tahrik ve tasarlama bir arada bulunabilir çünkü haksız tahrikte de fail plan yaparak suç işleyebilir.

XIII. İştirak ve Haksız Tahrik Nedir?

Haksız tahrik, kusur yeteneğini azaltan kişisel bir nedendir. Dolayısıyla haksız fiile karşılık işlenen suç iştirak halinde işlenmişse, haksız tahrikten yalnızca suçu hiddet veya şiddetli elem etkisi altında gerçekleştiren fail yararlanabilir. Yani faile haksız tahrik hükümlerinin uygulanması şeriklerin de bundan yararlanacağı anlamına gelmemektedir.

Fakat suça katılan şerikler bakımından da haksız tahrike ilişkin şartlar gerçekleşmişse bu durumda şeriklerin de haksız tahrik indiriminden yararlanabilmeleri mümkündür.


Kaynakça

  • Kangal, Z. T. TÜRK CEZA HUKUKUNDA HAKSIZ TAHRİK. Erzincan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi. Alınan Yer: <https://hukukdergi.ebyu.edu.tr/wp-content/uploads/2015/10/2010_IV_2.2.pdf>
  • Aydın, D. (2004). “YENİ TÜRK CEZA KANUNU’NDA HAKSIZ TAHRİK.” Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 54, 225-254. Alınan yer: <https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/628478>
  • Demren Dönmez, B. (2013). CEZA SORUMLULUĞUNU AZALTAN BİR NEDEN OLARAK HAKSIZ TAHRİK. Journal of Istanbul University Law Faculty, 71 (1), 267-294. Alınan yer: <https://dergipark.org.tr/en/pub/iuhfm/issue/9188/115170>
  • Kazancı, B. E. (2013). MAĞDURUN DAVRANIŞLARI VE HEYECAN HALİNİN CEZA SORUMLULUĞUNA ETKİSİ – HAKSIZ TAHRİK. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 15 Özel Sayı, 1309-1358. Alınan yer: <https://dergipark.org.tr/en/pub/deuhfd/issue/46930/588818>

Anahtar Kelimeler: Haksız Tahrik Nedir?, Türk Ceza Kanunu’nda Haksız Tahrik, Haksız Tahrik Şartları Nelerdir?, Tahrik Teşkil Eden Haksız Fiilin Bulunması, Haksız Tahrikte İlk Haksız Hareket, Haksız Tahrikte Dengenin Bozulması, Haksız Fiilin Failde Hiddet veya Şiddetli Elem Etkisi Meydana Getirmesi, Failin Suçu Hiddet ve Şiddetli Elem Etkisi Altında İşlemesi, Suçun Tahriki Oluşturan Kişiye Karşı İşlenmesi, Haksız Tahrik Nedeniyle Ceza İndirimi ve İndirim Oranı, Hakaret Suçunda Haksız Tahrik, Haksız Tahrik ve Hata, Haksız Tahrik ve Meşru Müdafaa, Tasarlayarak Öldürmede Haksız Tahrik, İştirak ve Haksız Tahrik.

İlginizi Çekebilir: Bilişim Suçları.